19/07/2025
Pek konuşulmayan ama hepimizin hissettiği
bir korku var.
Ne kırışıklıkların, ne bastonun, ne de yalnızlığın korkusu bu.
Başka bir şey… Kendimizi, artık yanıt vermeyen bir bedenin içinde kaybetme korkusu.
Tek başına kalkamamak, tuvalete yardımsız gidememek…
Bağımlı hale gelmek.
Bazen uyanıyorum ve sessizce düşünüyorum bunu —
kimse endişemi duymasın diye…
Ya bir gün artık yapamazsam?
Ellerim titrerse, resim yapamazsam…
Aklım ara sıra kayarsa, kahveyi ocakta unutursam,
isimleri, hatta kim olduğumu unutuverirsem?
Ve hayır, acınmak istemiyorum.
Saygı görmek istiyorum.
Çünkü beden zamanla zayıflasa da,
ruh hâlâ oradadır, uyanıktır.
Kadın olmaktan, onurlu ve cesur olmaktan vazgeçilmez…
Beden artık eskisi gibi hareket etmese bile.
Ama bazen, gerçekten can acıtır.
Yaşlılara yükmüş gibi, sakar çocuklarmış gibi davranıldığını görmek…
İşte bu da korkutuyor:
Sadece bağımlı hale gelmek değil…
Bir başkasının gözünde “rahatsız edici biri”ne dönüşmek.
Bu yüzden, hâlâ yapabiliyorken, hareket ediyorum.
Kahvemi kendim yapıyorum.
Gözyaşlarımı kendim siliyorum.
Kendime sarılıyorum.
Kendime değerli olduğumu hatırlatıyorum.
Çünkü bir gün artık bunu kendim yapamazsam…
Beni seven, ilgilenen biri bunu bilsin istiyorum.
Merhamet değil, sevgiyle gelen saygı istiyorum.
Ve eğer yardım gerekecek o gün gelirse…
Bana uzanan el, beni eksik hissettirmesin.
Evet, belki yaşlı olacağım…
Ama asla “boş” biri olmayacağım.
Milka MagTorre