27/08/2026
Gümrük Duvarı Yükseliyor: Serbest Ticaretin Yerini Korumacılık mı Alıyor?
Dünya ekonomisinde uzun yıllar temel hedef gümrük duvarlarını indirmekti.
Bugün ise tersine bir hareket görüyoruz:
Gümrük duvarları yeniden yükseliyor.
ABD, Temmuz 2026’da 60 ticaret ortağından yapılan ithalata yönelik %10–%12,5 düzeyinde yeni tarifeler getirdi. AB ve Çin de kapsama girerken, belirli ürün ve ülkelerde farklı uygulamalar söz konusu. (Reuters)
Dahası, korumacılık artık yalnızca çelik, otomobil veya tekstil gibi geleneksel sektörlerle sınırlı değil.
ABD’nin ağustos ayında açıkladığı yeni düzenlemede bazı drone ve bileşenlerinde tarifeler %25’ten %100’e kadar çıkıyor. (Reuters)
Dolayısıyla gümrük vergisi artık yalnızca bir dış ticaret politikası aracı değil.
Aynı zamanda;
sanayi politikası,
ulusal güvenlik politikası,
teknoloji politikası
ve tedarik zinciri politikası.
WTO’nun 2026 tarife çalışmasının 150’den fazla ekonomide yalnızca tarifeleri değil; anti-damping, telafi edici vergiler ve korunma önlemlerini de izlemesi, yeni ticaret düzeninin ne kadar karmaşık hale geldiğini gösteriyor. (Dünya Ticaret Örgütü)
Türkiye de bu dönüşümün dışında değil.
2026 yılında İthalat Rejimi ve İlave Gümrük Vergisi düzenlemelerinde birden fazla değişiklik yapıldı. Ticaret Bakanlığı bu politikaların amaçları arasında yerli üretimin korunmasını, haksız rekabetin önlenmesini, istihdamın artırılmasını ve cari açığın azaltılmasını açıkça sayıyor. (https://ticaret.gov.tr)
Burada önemli bir ikilem ortaya çıkıyor:
Gümrük duvarı yerli sanayiyi korur; ancak aynı sanayinin kullandığı ara malı ve yatırım malını pahalılaştırırsa rekabet gücünü de zayıflatabilir.
Bu nedenle mesele sadece “vergiyi artırmak mı, azaltmak mı?” değil.
Asıl mesele;
hangi ürünü,
hangi sektörü,
ne kadar süreyle
ve hangi sanayi politikası hedefi için koruduğumuz.
Dünya yeniden korumacılığa yönelirken Türkiye açısından kritik soru şu olabilir:
Yükselen gümrük duvarlarının arkasında daha rekabetçi bir sanayi mi inşa edeceğiz, yoksa yalnızca daha pahalı bir iç pazar mı?