Finansal Eksen GGI

Call Directions Website Contact the business

Finansal Eksen GGI Finansal Eksen GGI

27/09/2026

Dünyada Kredi Derecelendirme: Risk Nasıl Okunur?

Kredi derecelendirme kuruluşları; şirketleri, bankaları, ülkeleri ve borçlanma araçlarını değerlendirir. Analizde borçluluk, likidite, nakit akışı, kârlılık, sektör koşulları, ülke riski ve yönetim kalitesi dikkate alınır.

Kredi notları

• AAA: En yüksek kredi kalitesi
• AA-A: Yüksek ve güçlü ödeme kapasitesi
• BBB: Yatırım yapılabilir seviyenin alt sınırı
• BB-B: Spekülatif ve yüksek risk
• CCC ve altı: Çok yüksek risk
• D: Temerrüt

Not düştükçe risk primi ve borçlanma maliyeti genellikle artar. Örneğin S&P’nin 1981-2023 verilerine göre bir yıllık temerrüt oranı BBB kategorisinde yaklaşık %0,16, BB’de %0,63, B’de %3,13, CCC/C’de ise %26,67’dir.

Şirketlerde önemli göstergeler

• Net borç/FAVÖK
• Faiz karşılama oranı
• Kısa vadeli borçların payı
• Döviz borcu
• Serbest nakit akışı

Net borç/FAVÖK oranının 1’den 3’e yükselmesi veya faiz karşılama oranının 6’dan 2’ye düşmesi, kredi riskinin arttığını gösterebilir.

Bankalarda

Sermaye yeterliliği, takipteki kredi oranı, kredi/mevduat oranı, likidite ve net faiz marjı öne çıkar. Takipteki kredilerin %2’den %4’e, kredi/mevduat oranının %100’den %125’e yükselmesi risk artışına işaret edebilir.

Ülke riskinde

Kamu ve dış borç, cari açık, rezerv yeterliliği, faiz giderleri, enflasyon, büyüme, kur oynaklığı ve siyasi öngörülebilirlik birlikte değerlendirilir.

Doğru analiz için

Kredi notu tek başına yeterli değildir. Son üç yıl, sektör ortalaması ve benzer şirketlerle karşılaştırma yapılmalıdır.

Şu sorular sorulmalıdır:

Borçluluk artıyor mu?
Faiz ödemeleri hangi kaynakla karşılanıyor?
Nakit akışı yeterli mi?
Yeniden finansman riski var mı?
Not görünümü hangi yönde?

Kredi notu sonuçtur. Asıl önemli olan, bu notun arkasındaki verileri ve risk eğilimini doğru okumaktır.

24/09/2026

Ticarette Güven, Sadece Söze Değil Veriye de Dayanır: Findeks

Şirketler için doğru müşteri ve tedarikçi seçimi, en az satış yapmak kadar önemlidir. Çünkü yüksek ciro, tahsil edilemeyen alacaklar nedeniyle kısa sürede ciddi bir finansman sorununa dönüşebilir.

Findeks; kişi ve işletmelerin finansal geçmişini değerlendirerek ticari ilişkilerde daha sağlıklı kararlar alınmasına yardımcı olan önemli bir risk yönetimi aracıdır.

Özellikle vadeli satış, bayilik, distribütörlük, kiralama veya yüksek tutarlı sözleşmeler öncesinde;

• Kredi notunun incelenmesi
• Risk raporunun alınması
• Mevcut kredi ve borçluluk yapısının değerlendirilmesi
• Gecikmiş ödeme davranışlarının analiz edilmesi
• Çek raporu ve ödeme performansının kontrol edilmesi

işletmelerin karşı taraf riskini daha doğru ölçmesini sağlar.

Ancak Findeks verileri tek başına yeterli değildir. Mali tablolar, vergi ve SGK borç durumu, banka referansları, ticaret sicili kayıtları, ortaklık yapısı, devam eden davalar ve sektörel koşullar da birlikte değerlendirilmelidir.

Doğru yaklaşım, yalnızca “Bu firmaya satış yapabilir miyiz?” sorusunu sormak değil; “Hangi tutarda, hangi vadede ve hangi teminat yapısıyla çalışmalıyız?” sorusuna cevap aramaktır.

Finansal risk yönetimi, sorun ortaya çıktıktan sonra alacağı tahsil etmeye çalışmakla değil; ticari ilişki kurulmadan önce doğru veriyi analiz etmekle başlar.

22/09/2026

Türkiye’de BDDK Mevzuatı Kapsamında Kredi Derecelendirme: JCR’nin Rolü

Türkiye’de kredi derecelendirme faaliyetleri, ilgili düzenleyici kurumların görev ve yetki alanları çerçevesinde yürütülüyor. BDDK mevzuatı kapsamında JCR Avrasya Derecelendirme A.Ş. önemli bir konuma sahip bulunuyor.

Kredi derecelendirme; bir şirketin veya finansal kuruluşun borçlarını zamanında ve eksiksiz ödeme kapasitesinin, finansal ve sektörel göstergeler ışığında analiz edilmesidir.

Bu süreçte;

• Likidite ve borçluluk düzeyi
• Kârlılık ve nakit akışı
• Sermaye yapısı
• Sektörel ve makroekonomik koşullar
• Yönetim ve kurumsal yönetim kalitesi
• Finansmana erişim
• Geçmiş ödeme performansı

birlikte değerlendirilir.

JCR’nin yayımladığı kredi derecelendirme raporları ve not açıklamaları; şirketlerin finansal gücü, borç ödeme kapasitesi ve risk profili hakkında önemli bilgiler sunar.

Ancak kredi notunu değerlendirirken yalnızca nota bakmak yeterli değildir. Notun gerekçesi, önceki döneme göre değişimi ve not görünümü de incelenmelidir.

Özellikle şu sorulara yanıt aranmalıdır:

Borç ödeme kapasitesi nasıl değişiyor?
Finansal borçluluk artıyor mu?
Nakit akışı borç servis yükünü karşılıyor mu?
Sektörel ve ekonomik gelişmeler şirketi nasıl etkiliyor?

JCR’nin kamuya açık raporları, not değişiklikleri ve sektörel değerlendirmeleri; kredi riski analizi, ticari istihbarat ve finansal karar süreçleri açısından değerli bir veri kaynağıdır.

Bununla birlikte kredi notu, tek başına yatırım veya kredi kararı anlamına gelmez. Finansal tablolar, bağımsız denetim raporları, KAP açıklamaları ve diğer güvenilir bilgilerle birlikte değerlendirilmelidir.

Doğru soru yalnızca “Şirketin kredi notu nedir?” değil;

“Bu not hangi veriler ve risk değerlendirmesi sonucunda oluştu?”

sorusudur.

Kredi notu bir sonuçtur. Asıl önemli olan, o sonuca götüren finansal ve yönetsel göstergeleri doğru okuyabilmektir.

19/09/2026

e-Belge Ekosistemi Büyüyor: Dijital Vergi Altyapısında Yeni Dönem

Türkiye’de vergi sisteminin dijitalleşmesi artık yalnızca e-Fatura ile sınırlı bir dönüşüm değil.

e-Fatura, e-Arşiv Fatura, e-İrsaliye ve diğer elektronik belge uygulamalarıyla birlikte ticari işlemlerin dijital izinin oluştuğu kapsamlı bir veri ekosistemi ortaya çıkıyor.

Gelir İdaresi Başkanlığı’nın e-Belge altyapısı ve yetkilendirilmiş özel entegratörler, bu dönüşümün önemli bileşenlerini oluşturuyor.

Asıl dikkat çekici gelişme ise sistemin ulaştığı veri derinliği.

Eskiden vergi idaresine ağırlıklı olarak dönemsel beyannameler üzerinden ulaşan finansal bilgiler, bugün giderek işlem ve belge bazında dijitalleşiyor.

Bu değişim beraberinde çok daha büyük bir dönüşümü getiriyor:

Vergi denetimi, geçmiş dönem belgelerinin incelenmesinden veri analitiğine dayalı sürekli risk analizine doğru ilerliyor.

Elektronik belgelerin diğer dijital vergi uygulamalarıyla birlikte değerlendirilmesi; satış, alış, stok, sevkiyat ve finansal hareketler arasındaki ilişkilerin çok daha hızlı analiz edilebilmesini mümkün hale getiriyor.

Dolayısıyla e-belge dönüşümünü yalnızca “kağıdın elektronik hale gelmesi” olarak görmek eksik kalıyor.

Türkiye aslında adım adım veriye dayalı bir vergi idaresi ve dijital denetim mimarisi oluşturuyor.

Önümüzdeki dönemin temel konusu ise e-belgeye geçişten çok daha farklı olacak:

Şirketlerin kendi verilerini, vergi idaresi analiz etmeden önce analiz edebilme kapasitesi.

Dijital vergi dünyasında güçlü iç kontrol, veri analitiği ve sürekli vergi denetimi artık finans fonksiyonlarının temel gündemlerinden biri olmak zorunda.

17/09/2026

Tek Bir Beyin Değil, Bir Karınca Kolonisi: Yapay Zekada “Sürü” Dönemi

Yapay zekâyı bugüne kadar çoğunlukla tek bir “süper beyin” üzerinden düşündük.

Daha büyük modeller, daha fazla veri, daha yüksek işlem gücü…

Ancak yeni dönem farklı bir yöne işaret ediyor:

Tek bir yapay zekânın her şeyi yapması yerine, çok sayıda uzman yapay zekâ ajanının birlikte çalışması.

Tıpkı bir karınca kolonisi gibi.

Kolonide tek bir karınca bütünü yönetmez. Her biri sınırlı bir görevi yerine getirir; fakat aralarındaki koordinasyon, tek tek bireylerin kapasitesinin çok üzerinde bir sonuç üretir.

Yapay zekâ dünyasında da benzer bir mimari gelişiyor.

Bir ajan veriyi topluyor, biri analiz ediyor, diğeri mevzuatı kontrol ediyor, bir başkası finansal modeli oluşturuyor; başka bir ajan ise sonuçları sorgulayıp hataları tespit ediyor.

Son aşamada ortaya çıkan çıktı, tek bir modelin cevabından çok dijital bir çalışma ekibinin ortak ürünü haline geliyor.

Bu değişimin iş dünyası açısından asıl önemi burada başlıyor.

Geleceğin şirketlerinde yapay zekâ yalnızca çalışanların kullandığı bir araç olmayabilir. İnsanlarla birlikte çalışan, kendi aralarında görev paylaşan ve belirli süreçleri baştan sona yürüten “dijital ekip arkadaşları” organizasyon yapısının doğal bir parçasına dönüşebilir.

Finans, denetim, risk yönetimi, vergi, hukuk, yatırım analizi ve iç kontrol gibi çok katmanlı alanlarda bunun etkisi çok daha büyük olacaktır.

Ancak kritik soru artık yalnızca;

“Hangi yapay zekâyı kullanıyoruz?” değil.

Asıl soru şu olabilir:

“Yapay zekâlarımızı nasıl organize ediyoruz?”

Çünkü rekabet avantajı gelecekte en güçlü modele sahip olmaktan değil, farklı yapay zekâ ajanlarını doğru görev dağılımı, doğru kontrol mekanizması ve doğru insan gözetimi altında birlikte çalıştırabilmekten doğabilir.

Belki de yapay zekânın bir sonraki büyük sıçraması daha büyük bir “beyin” yaratmak değil daha iyi çalışan bir “koloni” kurmak olacak.

15/09/2026

Türkiye Lojistik Avantajını Ekonomik Değere Nasıl Dönüştürebilir?

Türkiye’nin Avrupa, Asya ve Orta Doğu’nun kesişim noktasındaki konumu uzun yıllardır önemli bir stratejik avantaj olarak değerlendiriliyor.

Ancak küresel ticaretin yeniden şekillendiği bugünlerde asıl soru artık nerede olduğumuz değil, bu konumu ne kadar ekonomik değere dönüştürebildiğimiz.

Jeopolitik gerilimler, savaşlar ve tedarik zincirlerinde yaşanan kırılmalar; şirketleri yalnızca en ucuz rotayı değil, en güvenilir, hızlı ve öngörülebilir rotayı aramaya yöneltiyor.

Bu değişim Türkiye için önemli bir fırsat yaratıyor. Ancak coğrafi avantajın kalıcı rekabet üstünlüğüne dönüşmesi için;

• Liman-demiryolu-karayolu entegrasyonunun güçlendirilmesi,
• Gümrük ve sınır geçişlerinin hızlandırılması,
• Lojistik süreçlerin daha fazla dijitalleştirilmesi,
• Depolama ve lojistik merkez yatırımlarının artırılması,
• Yatırım ortamında öngörülebilirliğin güçlendirilmesi gerekiyor.

Türkiye’nin hedefi yalnızca malların geçtiği bir koridor olmak değil, üretimin, depolamanın, finansmanın, teknolojinin ve ticaretin buluştuğu bölgesel bir merkez olmak olmalı.

Çünkü coğrafya önemli bir avantajdır.

Ama ekonomik değer, o coğrafyanın üzerine kurulan sistemle yaratılır.

13/09/2026

OVP Gerçeklerle Yeniden Kalibre Edildi

2027–2029 OVP’de yalnızca hedefler ileriye taşınmadı; makroekonomik varsayımlar da önemli ölçüde yeniden kalibre edildi.

Özellikle enflasyon tarafındaki revizyon dikkat çekici:

2026: %16 → %28,4
2027: %9 → %21
2028: %8 → %13,5

%5 büyüme hedefi ise 2028’den 2029’a öteleniyor.

Cari dengede de benzer bir revizyon var.

2026 için cari açığın GSYH’ye oranı -%1,3’ten -%2,6’ya, dolar bazında ise 22,3 milyar dolardan 47,5 milyar dolara yükseliyor.

Dahası, önceki OVP ile karşılaştırıldığında 2026 yılına ilişkin çalışmada incelenen 7 temel Türkiye göstergesinin tamamı aşağı yönde revize edilmiş durumda.

Ancak yeni OVP’nin önemli tarafı yalnızca bu revizyonlar değil.

Program, bir taraftan dezenflasyon ve makroekonomik istikrar hedefini korurken diğer taraftan imalat sanayiini, üretim kapasitesini ve ekonomik dayanıklılığı daha aktif politikalarla destekleyen bir modele yöneliyor.

Dolayısıyla yeni OVP’yi yalnızca “hedeflerin aşağı yönlü revizyonu” olarak değil, daha gerçekçi bir başlangıç noktasından yeniden kurulmaya çalışılan büyüme hikâyesi olarak okumak gerekiyor.

11/09/2026

Sanayici İçin Finansman Kapısı Yeniden Açılıyor

2027–2029 OVP’nin sanayi vurgusunu yalnızca bir politika söylemi olarak okumamak gerekiyor.

Çünkü OVP’den hemen önce atılan adımlar, imalat sanayiine uzun vadeli ve daha uygun koşullu finansman sağlanmasına yönelik yeni bir çerçevenin oluştuğunu gösteriyor.

13 Temmuz’da YTAK bütçesi 500 milyar TL’den 750 milyar TL’ye yükseltildi. Buna imalat sanayiine yönelik 250 milyar TL’lik işletme sermayesi paketi eklendi.

Böylece iki program üzerinden sanayiye yönelik uygun koşullu finansman büyüklüğü 1 trilyon TL’ye ulaşıyor. 6 Eylül 2027-2029 OVP Genel Bakış .pdf

Ardından 3 Eylül’de önemli bir adım daha geldi:

Öncelikli Finansman Belgesi için asgari yatırım tutarı 100 milyon TL’ye indirildi.

Üstelik özkaynak/ödenmiş sermaye şartı aranmaması, finansman sisteminin daha geniş bir imalat sanayicisi kitlesine açılması açısından dikkat çekici. 6 Eylül 2027-2029 OVP Genel Bakış .pdf

Ve 6 Eylül’de açıklanan OVP ile sanayi, sürdürülebilir büyüme politikasının merkezine yerleştirildi.

Üç gelişmeyi birlikte okuduğumuzda ortaya çıkan tablo önemli:

Finansman → Yatırım → Üretim → Verimlilik → İhracat

Önümüzdeki dönemde kritik konu, açıklanan finansman imkanlarının reel sektör yatırımlarına ne ölçüde ve ne hızla dönüşeceği olacak.

09/09/2026

OVP’nin Yeni Omurgası: İmalat Sanayii

2027–2029 Orta Vadeli Program’da dikkat çeken en önemli değişikliklerden biri, imalat sanayiinin ekonomi politikasındaki konumunun belirgin biçimde güçlenmesi.

Geçen yıl sanayi bağımsız bir ana başlık olarak yer almazken, yeni OVP’de sürdürülebilir büyümenin temel taşıyıcılarından biri haline geliyor. Üretim ve ihracat kapasitesi, verimlilik, teknoloji ve Ar-Ge artık aynı büyüme mimarisinin parçaları olarak ele alınıyor. 6 Eylül 2027-2029 OVP Genel Bakış .pdf

Bu değişim yalnızca bir başlık değişikliği değil.

OVP’nin politika mimarisinde “büyüme” yerini “sürdürülebilir büyümeye” bırakırken, imalat sanayii desteklenen sektörlerden biri olmaktan çıkarak programın temel odağına taşınıyor. 6 Eylül 2027-2029 OVP Genel Bakış .pdf

Yeni dönemin büyüme formülü giderek daha belirgin:

Üretim + Verimlilik + Teknoloji + İhracat + Rekabetçilik

2029 için öngörülen %5 büyüme hedefinin de sanayi merkezli bir çerçevede kurgulanması bu yaklaşımı destekliyor. 6 Eylül 2027-2029 OVP Genel Bakış .pdf

Türkiye açısından asıl mesele artık yalnızca ne kadar büyüdüğümüz değil, büyümenin hangi sektörlerden ve hangi verimlilik düzeyinden geldiği olacak.

06/09/2026

KKM’den Carry Trade’e: Türkiye’nin Değişen Döviz Dengesi

Türkiye ekonomisinin son birkaç yılına baktığımızda, döviz talebini ve TL’ye olan ilgiyi belirleyen araçların önemli ölçüde değiştiğini görüyoruz.

Bir dönem bu dengenin merkezinde Kur Korumalı Mevduat (KKM) vardı.

KKM, dövize yönelimi sınırlamak ve TL mevduatı desteklemek amacıyla önemli bir araç olarak kullanıldı. Ancak bunun karşılığında kur riskinin önemli bir bölümü kamu ve Merkez Bankası bilançosuna taşındı.

Sonrasında ekonomi politikasındaki normalleşmeyle birlikte farklı bir dönem başladı:

Yüksek reel faiz beklentisi ve görece istikrarlı kur, TL varlıklarını yabancı yatırımcı açısından yeniden cazip hale getirdi.

Böylece KKM’nin ağırlığı azalırken bu kez carry trade daha fazla konuşulmaya başlandı.

Carry trade’in mantığı basit:

Yatırımcı düşük maliyetle döviz finansmanı sağlar, daha yüksek getiri sunan TL varlıklara yatırım yapar ve kur hareketi elde edilen faiz getirisinin altında kaldığı sürece kazanç sağlar.

Bu süreç Türkiye açısından önemli bir döviz girişi, rezerv birikimi ve finansal istikrar desteği yaratabilir.

Ancak KKM ile carry trade arasında dikkat çekici bir ortak nokta var:

Her ikisinin başarısında da kurun geleceğine ilişkin beklentiler belirleyici.

Aralarındaki temel fark ise riskin kim tarafından taşındığında ortaya çıkıyor.

KKM’de kur riskinin önemli bölümü kamusal bilanço üzerinde kalırken, carry trade’de kur riski esas olarak yatırımcı tarafından üstleniliyor.

Bu nedenle KKM’den çıkış ve piyasa mekanizmasının yeniden ağırlık kazanması önemli bir normalleşme göstergesi.

Ancak kalıcı başarı yalnızca yüksek faizle Türkiye’ye gelen kısa vadeli sermayeyle sağlanamaz.

Asıl hedef;

enflasyonun kalıcı olarak düşmesi, risk priminin gerilemesi, TL’ye güvenin güçlenmesi ve sermaye girişinin kısa vadeli faiz arbitrajından uzun vadeli doğrudan yatırıma dönüşmesi olmalı.

Belki de önümüzdeki dönemin asıl sorusu şu:

Türkiye, carry trade için cazip bir ülke olmaktan, uzun vadeli yatırım için cazip bir ülkeye geçebilecek mi?

Ekonomik programın gerçek başarısını belirleyecek göstergelerden biri de bu olacak.

Address

Büyükdere Caddesi Özsezen İş Merkezi C Blok Kat 8 Esentepe/Şişli
Istanbul
34394

Opening Hours

Monday 09:00 - 18:00
Tuesday 09:00 - 18:00
Wednesday 09:00 - 18:00
Thursday 09:00 - 18:00
Friday 09:00 - 18:00
Saturday 09:00 - 15:00

Telephone

+902122800909

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Finansal Eksen GGI posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Business

Send a message to Finansal Eksen GGI:

Shortcuts

Share