MUSIC

MUSIC Contact information, map and directions, contact form, opening hours, services, ratings, photos, videos and announcements from MUSIC, Investment Management Company, Istanbul.

11/09/2022
24/08/2022
Kızıllar Acıyı Diğer İnsanlardan Farklı Hissediyor!......Kızıllar yıllardır cadılıktan, ruhsuz kişiler olmaya kadar birç...
19/01/2020

Kızıllar Acıyı Diğer İnsanlardan Farklı Hissediyor!......Kızıllar yıllardır cadılıktan, ruhsuz kişiler olmaya kadar birçok yargıyla bağdaştırılmıştır. Bunların hiçbiri gerçeğe dayalı olmamakla beraber, bilim kızıl saçlı insanların acıyı daha fazla hissettiğini öne sürdü. Bu da tam olarak doğru değil—sadece acıyı farklı bir şekilde algılıyorlar.

Bunun nedenini anlamak için bu insanların saçlarını kızıl yapan ve diğer tüm fiziksel özelliklerini etkileyen gene bakmamız gerekiyor.

Kızıl Saç Neden Nadir?
İnsan nüfusunun sadece %1-2 kadarı doğal kızıl renge sahiptir. Bu oran, kızılı büyük bir farkla en nadir saç rengi kılıyor. İnsanlar ten, göz ve saç rengini melanin adındaki bir pigmentten alıyor. Feomelanin ve ömelanin olmak üzere iki farklı türde melanin üretilir. Pigmentlerin oranı, saç ve ten rengimizi belirler.Kızıllar daha çok feomelanin üretir. Bu durum kızıllar için bir dezavantaj anlamına gelmektedir. Çünkü daha az ömelanin, UV ışınlarına karşı daha az savunma demektir. Ömelaninden yoksun açık tenli insanlar, feomelaninin böylesi bir koruma özelliği olmadığından cilt kanserine karşı daha riskli bir konumdadır.

Acıyı Hissetmek
Birkaç bilim insanı, kızılların acıyı nasıl diğer insanlardan farklı bir şekilde hissedebildiklerini araştırdı. 2006 yılında yapılan bir araştırma, kızılların sıcak ve soğuğun acısına karşı daha hassas olduğunu ortaya koydu.

Bununla birlikte, kızıllar elektroşok ve iğne gibi acılara daha dayanıklı olabiliyor. Yani bu demek oluyor ki, kızıllar diğerlerinden az ya da çok acı hissetmiyorlar, onlar sadece belli tür acıları diğer insanlardan daha farklı algılıyorlar.Kızılların daha fazla acı hissettiği yanılgısı, genellikle diğer insanlardan daha fazla anesteziye ihtiyaç duydukları gerçeğinden kaynaklanıyor olabilir.

PBS Newshour’dan Julia Griffin, lokal anestezi iğnesinin ayak başparmağındaki bir kesiğe hiçbir etki etmediğini görünce kendisinin ve doktorunun çok şaşırdığını belirtti.

Çoğu kızıl, uyuşmak için diğer insanlara oranla yaklaşık %20 daha fazla anesteziye ihtiyaç duyuyor. Fakat söz konusu ağrı kesici olunca, durum tersine dönüyor.

Yani ağrı kesici konusunda kızılların eşiği daha düşük. Kızılların farklı tür ağrıkesicilere farklı tepki vermesi kulağa mantıksız gelebilir fakat bu durum, ilaçların vücudunuzda farklı etkiler göstermesiyle aynı mantık çerçevesinde gerçekleşiyor.

Sözlük:

Melanin nedir?: Melanin, normalde deride, saçlarda, göz zarlarında, beynin bazı bölgelerinde, melanik denen bazı urlarda bulunan ve tirozin’in yükselmesiyle oluşan koyu renkli biyolojik pigment. hücre içindeki kromotoforda bulunur.

Feomelanin ve Ömelanin Nedir? Feomelanin ve Ömelanin bir pigmenttir ve diğer bir pigment çeşidi ömelanin ile birlikte saç rengini belirler. Bu iki pigment aynı zamanda melanin olarak da aynı isimle anılır. Ömelanin siyah ve kahverengi saç tiplerinde baskın gelirken diğer tip olan feomelanin açık sarı, sarı, turuncu ve kızıl saç renginden sorumludur.

Kara Delikler Aslında O Kadar Da “Kara” Değil........Son yıllarda Fizikçiler kadar toplumun da ilgisini çeken Kara Delik...
19/01/2020

Kara Delikler Aslında O Kadar Da “Kara” Değil........Son yıllarda Fizikçiler kadar toplumun da ilgisini çeken Kara Delikler aslında o kadar da “kara” değiller. Kara Delikler “Hawking Radyasyonu” ile “parlıyor” ve yavaş yavaş buharlaşıyorlar. Hesaplamalarımıza göre en küçük kara delikler yaklaşık olarak 10^67 yıl sonra buharlaşacak.1975 yılına kadar fizikçiler kara deliklerin yok olmayacağını düşünüyorlardı. Yani o zamanlar kara delikler: Evrenimizden bağımsız “ cep evren “ konumundaydılar .

Kara delikler yok olamazdı. Çünkü: Yok olmaları için kütle veya enerji kaybetmeleri lazımdı.

Ama biliyoruz ki , ışık bile olay ufkundan kaçamıyor . ( Olay ufku bir nevi kara deliklerin sınır kapısıdır. Ama bu sınırı geçerseniz, geri dönüş yok. )

Şimdi , ışık bile olay ufkundan kaçamıyorsa , nasıl bir parçacık olay ufkunu terk edebilir ve kara deliğe kütle kaybettirip onun yok olmasına sebep olabilir ?

Bu soru 1975 yılına kadar cevapsız kaldı.

( Yazının ilerisi için ek bilgi : Üniversiteye geçtiğimizde fark ederiz ki bize öğretilen çoğu bilgi eksik ya da yanlıştır. Bu eksik bilgilerden biri de uzayın “ boşluktan “ ibaret olduğudur. Bu eksik bir tanımdır.

Çünkü: Uzay boşluğu sanal parçacık çiftleriyle ve kozmik mikrodalga arka plan ışınımı ile doludur. Kısaca sanal parçacık çifti = madde + anti madde diyebiliriz. Kozmik mikro dalga arka plan ışınımı ise 1964 yılında Robert Wilson ve Arno Penzias tarafından şans eseri keşfedilen bir elektromanyetik dalga biçimidir. )

Hawking Radyasyonu Nedir ?
Size Hawking Radyasyonu : “ Kara deliklerin yayması gereken teorik bir radyasyondur “ diyerek konuyu bitirebilirim. Ama böylesi zevkli olmaz. O yüzden, şimdi kendimizi Hawking yerine koyalım ve elimizdeki bilgilerle “ Hawking Radyasyonunu “ biz keşfedelim.Biliyoruz ki uzay sanal parçacık çiftleriyle dolu. Nitekim kara delikler de uzay boşluğunda yer alıyor. O zaman olay ufkunun hemen üzerinde ( yani olay ufkundan hâlâ kalabileceğimiz ama çok yakın bir noktada ) sanal parçacık çiftleri oluşursa bunlardan biri olay ufkunu geçerek kara deliğe düşebilir.

O zaman madde ve anti madde birbiriyle temas edip anında yok olmaz ve kara deliğe düşen parçacığın eşi uzaya kaçıp kurtulabilir.

Peki bu nasıl mümkün olabilir ?
Tabii ki “ momentum korunumu “ gereği : Uzaya kaçarken kara deliğe düşen eşinin momentumunu çalarak.

Kara deliğe düşen parçacık artık kara deliğin bir parçası olduğu için , uzaya fırlayan parçacık da bizzat kara deliğin momentumunu çalmış olacaktır .

Biliyoruz ki Görelilik Teorisinde kütle enerjiden türer. ( Bkz : E^2 = p^2c^2 + m^2c^4 ) Lise fizik bilgilerimizle bile momentumun enerjiyle bağlantısı olduğunu söyleyebiliriz. O zaman uzaya kaçan parçacık aslında kara deliğin enerjisini yani kütlesini çalmış olacaktır.

Kara deliklerin radyasyon yayması yani Hawking Radyasyonu (Hawking Işınımı ) bu uzaya fırlayan parçacık^(lar) diyebiliriz.

Elimizdeki bilgiler doğrultusunda kara deliklerin nasıl buharlaşacağını , Hawking radyasyonunun ne olduğunu birlikte çözmüş bulunmaktayız.

Olay Bu Kadar Basit Mi ? Ancak itiraf etmem gerek ki : Hawking Radyasyonu bu kadar “sığ” bir konu değildir. Bu konu “ Enformasyon Paradoksunu “( Kısaca Enformasyon Paradoksu : Kara deliğe düşen maddelerin bilgisi kaybolur mu , kaybolmaz mı ? ) ortaya çıkardığı için senelerce Stephen Hawking ve Leonard Susskind arasında tartışılmıştır.

En sonunda Hawking pes etse de tartışmanın net bir galibi yoktur. ( Leonard Susskind senelerce süren tartışmalar üzerine “ The Black Hole War “ adlı kitabı yazmıştır. ) Aynı zaman da Hawking radyasyonunu gözlemlemek çok zor olduğu için bu radyasyon şimdilik “ kuramsal “ desek yanlış olmaz.

Editörün Yorumu : Yapacağınız geri dönüşler doğrultusunda “ Enformasyon Paradoksu “ için bir yazı yazabiliriz. Konuya ilgisi olan arkadaşlar:

Stephen Hawking – Zamanın Kısa Tarihi ( Başlık 7 ) , Stephen Hawking- Kara Delikler ve Jacob Bekenstein – Kütle Çekim , Kara Delikler ve Bilgi Üzerine adlı kitapları mutlaka okumalı .

Zaman Gerçek mi? Yoksa İllüzyon mu?..... Zaman neden tartışmalı bir şey?Zaman gerçek gibi, her zaman orada gibi ve merha...
19/01/2020

Zaman Gerçek mi? Yoksa İllüzyon mu?..... Zaman neden tartışmalı bir şey?

Zaman gerçek gibi, her zaman orada gibi ve merhametsizce ileriye gidiyor gibi geliyor. Zamanın akışı var, bir nehir gibi akıp geçiyor. Zamanın yönü var, sürekli ilerliyor.

Zamanın düzeni var, birbiri ardına geliyor. Zamanın sürekliliği var, olaylar arasında ölçülebilir bir dönem var. Zamanın dokunulmaz bir şimdisi var, sadece şu an gerçek. Zamn, bütün olayların art arda sıralanabildiği ve süreçlerin ölçülebildiği bir düzende ilerleyen evrensel bir arkaplan gibi görünüyor.Buradaki soru, bu özelliklerin fiziksel dünyanın gerçek özellikleri mi yoksa insan zihninin yapay inşaları mı olduğudur. Zaman, zamanın göründüğü şey (parçaları olmayan düz bütünlük, bütün olayların gerçekleştiği ve sürekli var olan sahne) olmayabilir.Zaman fiziksel midir?
Zamanı anlamak, gerçekliğin yapısını hissetmek demektir. Pek çok fizikçi ve düşünür, zamanın bir yanılsama olduğunu söylüyor. Peki zamanın “gerçek olmadığını” söyleyerek neyi kastediyorlar?

Cambridge Üniversitesi’nde felsefe profesörü olan Huw Price, zamanın sahip olduğu üç temel özelliğin fiziksel dünyadan değil, bizim zihinsel koşullarımızdan geldiğini iddia ediyor: Özel bir şimdiki zaman; bir çeşit akış veya geçiş; ve mutlak bir yön.Price şöyle söylüyor: “Fiziğin bize verdiği şey, zamanın sadece dört boyutlu bir uzay-zamanın parçası olduğu … ve uzay-zamanın esas olmayıp, daha derin bir yapıdan ortaya çıktığı sözümona ‘blok evren’.”

Söylediğine göre bizler zamanın bir “oku” veya yönü var gibi algılıyoruz, çünkü zihinlerimiz gerçekliğe “öznel bir unsur” ekliyor, “bu yüzden etraftaki zamansal görünüm temsilcilerini dünyaya yansıtıyoruz.”

Blok evren kuramını düşünelim. Bu kuram, Einstein’ın görecelik kuramının desteklediği, zamanın bir uzay gibi olduğu ve her olayın uzay-zamanda kendi koordinatlarının (apsislerinin) veya adreslerinin bulunduğu dört boyutlu bir uzay-zaman yapısıdır. Zaman kipsizdir, her şey eşit derecede “gerçeğe” yönelir, bu yüzden gelecek ve geçmiş şimdiki zaman kadar gerçektir.Şimdiki, geçmiş ve gelecek zaman
Peki insani bakış açılarımız bize yanlış bir fikir mi veriyor? Zamanın aktığı veya geçtiği ve bir yönünün olması gerektiğine dair algımız yanlış mı? Şimdiki zamana yanlış bir anlam mı yüklüyoruz?

Massachusetts Teknoloji Enstitüsü fizikçisi Max Tegmark şöyle söylüyor: “Biz kendi gerçekliğimizi, ya olayların zamanla gerçekleştiği üç boyutlu bir alan olarak tanımlarız, ya da hiçbir şeyin gerçekleşmediği dört boyutlu bir alan olarak [‘blok evren’]; ve eğer ikinci tasvir gerçekse, o zman değişim dediğimiz şey gerçekten bir yanılsamadır, çünkü ortada değişen bir şey yoktur; geçmiş, şimdi, gelecek, hepsi orada duruyordur.

“O halde hayat bir film gibidir ve uzay – zaman ise DVD gibidir,” diye ekliyor; “filmde gelişen bütün o olaylar olsa bile, DVD’nin kendisinin herhangi bir şekilde değişmesi hakkında hiçbir şey yoktur. Herhangi bir anda, geçmişin zaten gerçekleştiği ve geleceğin henüz mevcut olmadığı ve olayların değişiyor olduğu yanılsamasına sahibizdir. Fakat benim farkında olduğum tüm şey, beynimin şu anki durumu. Bir geçmişim varmış gibi hissetmemin tek sebebi, beynimin anılar barındırması.”Davis, California Üniversitesi’nden kuramsal kozmolog Andreas Albrecht şöyle söylüyor: “Zaman oradadır. Buna dış etken adı verilir; yani [klasik] hareket denklemindeki bağımsız değişkendir. Bu yüzden zaman (bir saat üzerindeki zamanı söylemeyi bildiğimizden, bildiğimiz zaman), fizik üzerinde çalıştığınız zaman kayboluyor gibi görünür, ta ki göreceliğe varana dek.

“Göreceliğin özü, kesin bir zaman ve kesin bir mekan olmamasıdır. Her şey görecelidir. Evrenin bağlamında zamanı tartışmaya çalıştığınız zaman, evrenin bir kısmını soyutladığınız ve onu kendi saatiniz olarak adlandırdığınız, ve zamanın evriminin yalnızca evrenin bazı kısımları ile saat olarak adlandırdığınız şey arasındaki ilişki hakkında olduğu bu basit fikre ihtiyacınız vardır.

Zaman Kavramı
İngiltereli bir fizikçi olan Julian Barbour zamanı şöyle tanımlıyor: “sürekli birbirine değişen ardışık görüntüler, ardışık fotoğraflardır. Ben size bakıyorum; siz kafanızı sallıyorsunuz. Bu değişim olmadan, herhangi bir zaman kavramımız olmazdı.”

“Isaac Newton,” diye belirtiyor Barbour, “mutlak olarak hiçbir şey olmasa bile, zamanın geçeceği konusunda ısrar ediyordu ve ben bunun tamamen yanlış olduğuna inanıyorum.”

Barbour’a göre değişim gerçek fakat zman gerçek değil. Sadece değişimin bir yansıması. Beyinlerimiz değişimden, sanki akıyormuş gibi bir algı üretiyor. Kendisinin tercüme ettiği üzere, zaman konusunda sahip olduğumuz bütün kanıtlar, öznel olarak gördüğümüz veya yaşadığımız sabit suretlerde kodlu durumda ve hepsi birbirine geçerek, zamanın doğrusal görünmesine yol açıyorlar.”

Tamamen hayalî değil mi?
Fakat fizikçilerin hepsi, zamanı ikinci sınıf bir konuma indirmeye istekli değil.

Bir kuantum fizikçisi ve Anglikan papazı olan John Polkinghorne, zamanın akışının ve yönünün gerçek ve insafsız olduğuna inanıyor. Zamanın bir yanılsama olduğunu ileri sürmek için göreceliğin kullanılmasının “yanlış bir görüş” olduğunu söylüyor, “çünkü hiçbir gözlemcinin uzaktaki bir olay veya farklı olayların eş zamanlılığı hakkında, o olaylar o gözlemcinin geçmişinde olmadığı sürece, bilgisi yoktur. Ve bu yüzden bu iddia, gözlemcilerin geçmiş tanımlamalarını kurma şekli üzerine odaklanıyor ve beklemekte olan geleceğin gerçekliğini belirleyemiyor.”

Kurbağaların Kök Hücrelerinden İlk Defa Canlı Robotlar Üretildi. Yeni Canlı Makineler Geliyor!.....Bilim İnsanları, Tama...
19/01/2020

Kurbağaların Kök Hücrelerinden İlk Defa Canlı Robotlar Üretildi. Yeni Canlı Makineler Geliyor!.....Bilim İnsanları, Tamamen Canlı Hücrelerden İnşa Edilen İlk Robotları Tasarladılar. Başka bir yaşamda, doğal gelişimlerini takip etmelerine izin verilseydi, embriyonik kurbağalardan alınan kök hücreler yaşayan, nefes alan hayvanlarda deri ve kalp dokusuna dönüşürdü.

Bunun yerine, algoritmalar tarafından tasarlanan ve insanlar tarafından inşa edilen konfigürasyonlarda, bu hücreler tamamen canlı hücrelerden yapılmış ilk robotlarda birleştirildi.Üretenler onlara ksenobot diyorlar; 500 ila 1000 hücre içeren küçük, milimetre-altı büyüklükteki lekeler. İlaç dağıtımından çevresel iyileştirmeye kadar çeşitli amaçlar için tasarlanmış özel yaşam makineleri için olanaklar oldukça dikkat çekicidir.

Vermont Üniversitesi ‘nden bilgisayar ve robot bilimci Joshua Bongard “Bunlar yeni canlı makineler” diyor.

Ksenobotları tasarlamak için bir süper bilgisayar ve birkaç yüz kurbağa kalp ve deri hücresini farklı konfigürasyonlarda bir araya getirebilen ve sonuçları gösteren algoritma kullanılması gerekiyordu.
Binlerce hücre konfigürasyonu algoritma tarafından farklı seviyelerde başarıyla tasarlandı.Embriyonik Afrika pençeli kurbağalar
Başarısız hücre konfigürasyonları atıldı ve en başarılı olanlar elde edilecek kadar iyi olana kadar tutuldu ve rafine edildi.

Daha sonra ekip, embriyonik Afrika pençeli kurbağalardan (Xenopus laevis) alınan hücrelerden en umut verici tasarımları seçti.

Sonunda bir araya getirildiklerinde, konfigürasyonlar simülasyonlara göre gerçekten hareket edebiliyordu. Deri hücreleri her şeyi bir arada tutmak için bir çeşit iskele görevi görürken, kalp hücresi kaslarının kasılmaları ksenobotları iter.

Bu makineler, lipitler ve proteinler şeklinde kendi enerji depolarıyla güçlendirilen ek besinlere ihtiyaç duymadan en fazla bir hafta sulu ortamda hareket etti.

Bir tasarım, sürüklemeyi azaltmak için ortasında bir deliğe sahipti. Ekip, bu deliğin nesneleri taşımak için bir kese içine alınabileceğini buldu.

Yeni araştırma, Mavi gözlü insanların tek, ortak bir atası var....... Yeni araştırmalar, mavi gözlü insanların ortak bir...
19/01/2020

Yeni araştırma, Mavi gözlü insanların tek, ortak bir atası var....... Yeni araştırmalar, mavi gözlü insanların ortak bir ataya sahip olduklarını gösteriyor. Kopenhag Üniversitesi’nden bir ekip, 6-10.000 yıl önce gerçekleşen ve bugün gezegende yaşayan tüm mavi gözlü insanların göz renginin nedeni olan genetik bir mutasyonu izledi.

Genetik mutasyon nedir
Hücresel ve Moleküler Tıp Bölümü’nden Profesör Hans Eiberg,

“Başlangıçta hepimizin kahverengi gözleri vardı,” dedi. “Ancak kromozomlarımızda OCA2 genini etkileyen genetik bir mutasyon, kahverengi gözler üretme yeteneğini” tamamen “kapatan bir” anahtar “oluşturulmasına neden oldu.”OCA2’ye bitişik gende bulunan “anahtar”, geni tamamen kapatmaz, aksine iris içindeki melanin üretimini azaltır, kahverengi gözleri maviye etkili bir şekilde dönüştürür.

Anahtarın OCA2 üzerindeki etkisi bu nedenle çok spesifiktir. OCA2 geni tamamen yok edilmiş veya kapatılmışsa, insanların saçlarında, gözlerinde veya ten renginde melanin olmaz, albinizm olarak bilinen bir durum açığa çıkar.

Sınırlı genetik varyasyon
Gözlerin rengindeki kahverengiden yeşile olan varyasyonun tümü, iris içindeki melanin miktarı ile açıklanabilir, ancak mavi gözlü bireylerin gözlerindeki melanin miktarında sadece küçük bir varyasyon vardır.

Profesör Eiberg, “Bundan tüm mavi gözlü bireylerin aynı ataya bağlı olduğu sonucuna varabiliriz.” “Hepsi aynı anahtarı DNA’larında aynı yerde miras aldı.”

Kahverengi gözlü bireyler, aksine, DNA’larında melanin üretimini kontrol eden önemli bireysel varyasyonlara sahiptir.

Dünya üzerindeki en eski materyal 7,5 milyar yıllık yıldız tozu bulundu......Araştırmacılar, gezegenin kendisinden bile ...
19/01/2020

Dünya üzerindeki en eski materyal 7,5 milyar yıllık yıldız tozu bulundu......Araştırmacılar, gezegenin kendisinden bile daha yaşlı bir metaryal keşfettiler. Avustralyaya düşen bir meteordan izole ettikleri çok küçük tanelerin 5 ile 7 milyar yaşında olduğu yani Dünya, Güneş ve Solar Sistemin kendisinden önce geldigi (varolduğu )bulundu.

1969 yılında Avustralya, Murchison yakınlarında gökyüzünde bir ateş topu patladı. 13km’lik bir alan üzerinde toplam 100 kilogram göktaşı parçaları bulunmuştu.

Murchion Göktaşı kapsamlı bir şekilde incelenmiş ve bazı büyüleyici sonuçlar elde edilmiştir. Bunlardan biri; yasam için gerekli olan dünya dışı şekerleri içerdiğinin bulunmasıdır.Şimdi araştırmacılar, Murchison Göktaşının Dünyada şimdiye kadar bulunmuş en eski materyalden örnek taşıdığını keşfettiler.

Bulunan kayaların “presolar taneleri” barındırdığı bulundu.Bu küçük silikon karbür tanelerinin Güneşten yaşlı olduğu biliniyor ama yaşları henüz kesin olarak belirlenememiştir.

(Presolar Taneleri taneleri daha önce Hypatia taşı ve LAP-149 da meteorlarında da keşfedildi ama yaşları sabitlenemedi.)

İlgili makale: Hypatia Taşı Güneş Sisteminde Bulunmayan Bileşikleri İçeriyor

Bilim insanları bulunun bu tanelerin yaş tespitini yapmak için kozmik ışınlara ne kadar süre maruz kaldığını ölçüttüler. Bu yüksek enerjiye sahip parçacıklar uzay boşluğunda dolanırlar ve varolan mineraller ile etkileşime geçerek yeni elementler oluştururlar.Bu, element miktarını ölçerek uzayda ne kadar dolandığını anlamak manasına gelir ve nihayetinde kaç yaşında olduklarını.

Ekip bunu yaparken, tanelerin çoğunun 4.6 ile 4.9 milyar yasanda olduğunu buldu. Güneşimiz bu aralığın en genç ucunda yani 4.6 milyar yaşında. Evimiz olan Dünya ise henüz 4.6 milyar yaşında değil.

En yaşlı taneler 5.5 milyar yıl öncesine uzandığı için onları Dünyada bilinen eski materyal haline yapıyor. Araştırma ekibi bu tanelerin tarihlerinin belkide daha da eskiye uzandığını, 7 milyar yıl önce onlara hayat veren yıldızlar kadar eski olduğunu söylüyor.

UZAY Dünya’nın Atmosferi Düşündüğümüzden Daha Büyük: Ay’ın Bile Ötesine Gidiyor
24/03/2019

UZAY Dünya’nın Atmosferi Düşündüğümüzden Daha Büyük: Ay’ın Bile Ötesine Gidiyor

Address

Istanbul

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when MUSIC posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Share