Mali Müşavir Fatih ÇOLAK

Mali Müşavir Fatih ÇOLAK Mali Müşavir Fatih ÇOLAK | Muhasebe ve Mali Müşavirlik Hizmetleri

Gerçek ve tüzel kişilere ait teşebbüs ve işletmelerin;
a) Genel kabul görmüş muhasebe prensipleri ve ilgili mevzuat hükümleri gereğince, defterlerini tutmak, bilanço, kar-zarar tablosu ve beyannameleri ile diğer belgelerini düzenlemek ve benzeri işleri yapmak. b) Muhasebe sistemlerini kurmak, geliştirmek, işletmecilik, muhasebe, finans, mali mevzuat ve bunların uygulamaları ile ilgili işlerini düz

enlemek veya bu konularda müşavirlik yapmak. c) Yukarıdaki bentte yazılı konularda, belgelerine dayanılarak, inceleme, tahlil, denetim yapmak, mali tablo ve beyannamelerle ilgili konularda yazılı görüş vermek, rapor ve benzerlerini düzenlemek, tahkim, bilirkişilik ve benzeri işleri yapmak.

Çiçekleri ilkbaharın habercisi kabul edilen İstanbul'u süsleyen erguvanlarErguvan Mali Müşavirlik
11/05/2024

Çiçekleri ilkbaharın habercisi kabul edilen İstanbul'u süsleyen erguvanlar
Erguvan Mali Müşavirlik

Başarılarınızın artarak devam ettiği, sağlık dolu yeni bir yıl geçirmenizi diliyoruz…
31/12/2023

Başarılarınızın artarak devam ettiği, sağlık dolu yeni bir yıl geçirmenizi diliyoruz…

20/09/2023

6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 28. Maddesinin Birinci Fıkrasının (1) Numaralı Bendi İle İlgili
(Anayasa Mahkemesinin E: 2022/134 Sayılı Kararı)
21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 28. maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, iptal hükmünün Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE 22/6/2023 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi
6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun:
İvazsız tasarrufların hükümsüzlüğü:
Madde 27 – Amme alacağını ödememiş borçlulardan, müddetinde veya hapsen tazyikına rağmen mal beyanında bulunmayanlarla, malı bulunmadığını bildiren veyahut beyan ettiği malların borcuna kifayetsizliği anlaşılanların ödeme müddetinin başladığı tarihten geriye doğru iki yıl içinde veya ödeme müddetinin başlamasından sonra yaptıkları bağışlamalar ve ivazsız tasarruflar hükümsüzdür.
Madde 28 – Yirmi yedinci maddenin tatbikı bakımından aşağıdaki tasarruflar bağışlama hükmündedir:
1. Üçüncü dereceye kadar (bu derece dahil) kan hısımlariyle, eşler ve ikinci dereceye kadar (bu derece dahil) sıhri hısımlar arasında yapılan ivazlı tasarruflar,

16/09/2023

Ticaret Sicilinden Terkin Olunan Şirketin Yeniden Tescili Talebiyle Açılan Davalarda İtiraz Konusu Kuralların Anayasa’ya Aykırı Olduğu (Anayasa Mahkemesinin E: 2023/33 Sayılı Kararı)
İTİRAZLARIN KONUSU: 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun geçici 7. maddenin (15) numaralı fıkrasının ikinci ve beşinci cümlelerinin Anayasa’nın 2., 13., 35. ve 36. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptali
İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ
Kanun’un geçici 7. maddesinin itiraz konusu kuralların da yer aldığı (15) numaralı fıkrası şöyledir:
“(15) Bu maddede düzenlenmeyen hususlarda ilgili kanun ve esas sözleşmelerde öngörülen usullere göre hareket edilir. Bu madde gereğince tasfiye edilmeksizin unvanı silinen şirket veya kooperatiflerin ortaya çıkabilecek malvarlığı, unvana ilişkin kaydın silindiği tarihten itibaren on yıl sonra Hazineye intikal eder. Hazine bu şirket ve kooperatiflerin borçlarından sorumlu tutulmaz. Tasfiye memurlarının sorumlulukları konusunda, özel kanunlardaki sorumluluğa ilişkin hükümler saklı kalmak kaydıyla bu Kanun veya Kooperatifler Kanunu hükümleri uygulanır. Ticaret sicilinden kaydı silinen şirket veya kooperatifin alacaklıları ile hukuki menfaatleri bulunanlar haklı sebeplere dayanarak silinme tarihinden itibaren beş yıl içinde mahkemeye başvurarak şirket veya kooperatifin ihyasını isteyebilir.”
ANAYASA’YA AYKIRILIK SORUNU
6102 sayılı Kanun’un geçici 7. maddesinde münfesih olmasına veya sayılmasına karşın tasfiye edilmeyerek ticaret sicili kayıtlarından terkin edilmeyen şirketler ile kooperatiflerin sicilden resen terkin edilmesi öngörülmektedir. Borçlu şirket ve kooperatiflerin sicilden terkin edilmesi bunların taraf ehliyetini de sona erdirdiğinden alacaklıların bu şirketler ve kooperatifler aleyhine dava açması imkânı ortadan kalktığı gibi bu şirket ve kooperatifler tarafından dava açılabilmesi imkânı da sona ermektedir.
Anılan Kanun’un geçici 7. maddesinin itiraz konusu kuralın da yer aldığı (15) numaralı fıkrasıyla bu şirketler ile kooperatiflerin ihya edilmesi imkânı getirilmiştir. Bu bağlamda resen sicilden resen terkin edilen şirket ve kooperatiflerden alacağı bulunan kişiler ile bunların yeniden tüzel kişilik kazanmasında menfaati bulunan kişiler ilgili şirket veya kooperatifin ihyası talebinde bulunabilir. Bununla birlikte itiraz konusu kural, tüzel kişiliğin ihya edilebileceği süreyi silinme tarihinden itibaren beş yılla sınırlandırmıştır.
Kuralla sicilden silinen şirketler ile kooperatiflere ilişkin ihya başvurusu için öngörülen sürenin silinme tarihinden itibaren başladığı ve kuralda alacaklıların veya hukuki menfaati bulunanların bu tasfiyeden haberdar olmasını sağlayacak güvencelere yer verilmediği görülmüştür. Bunun yanı sıra kural, ihya için öngörülen sürenin başlaması bakımından alacaklının veya hukuki menfaati bulunanın söz konusu alacağını ya da hukuki menfaatini talep edebilme imkânından haberdar olması şartını da aramamaktadır. Bu durum alacaklılar ile hukuki menfaatleri bulunanların bu süre dolduktan sonra haberdar oldukları veya ileri sürülebilir duruma gelen talepleri için öngörülen ihya yolunun işlevsiz hâle gelmesine neden olabilecek niteliktedir.
Bu bağlamda Kanun’un geçici 7. maddesi uyarınca kolaylaştırılmış bir tasfiye neticesinde veya bazı hâllerde tasfiyesiz bir şekilde sicilden silinme durumunda yeniden tescil talebinin silinme tarihinden itibaren süreye bağlanmış olmasının bu yolun işlevsiz hâle gelmesine neden olabileceği görülmüştür. Başka bir deyişle şirkete veya kooperatife karşı ileri sürülebilir haklı talebin ortaya çıktığı, talep sahibinin bu durumu öğrendiği veya öğrendiğinin makul olarak kabul edilebildiği ve talebin hukuken ileri sürülebilir hâle geldiği tarih yerine silinme tarihinden başlayan sürenin ihya yolunun işlevini gerçekleştirmesine engel teşkil ettiği anlaşılmıştır.
Bu yönüyle kural Kanun’un geçici 7. maddesi uyarınca sicilden silinen şirketler ile kooperatiflerin yeniden tescili amacıyla yapılabilecek ihya başvurusuna ilişkin azami sürenin silinme tarihinden itibaren başlatılması Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa’nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkına aykırılık oluşturmaktadır.

24/07/2023

Danıştay Puanla Alışverişe Vergi Tartışmasını Bitirdi!
Alışveriş karşılığı kazanılan puanlar karşılığı uygulanan indirim/iskontoların şirketler açısından bir kazanç olarak da değerlendirilmemesi ve bu iskontoların KDV’ye tabi tutulmaması gerekir.” (Danıştay 4. Dairesi’nin 31.05.2023 tarihli ve E.2020/3744, K.2023/3064 sayılı Kararı)

27/06/2023

Bayramınızı tebrik eder, sağlıklı mutlu nice bayramlar dilerim...

30/03/2023

PTT tebligat zarfı üzerinde yazan isim üzerinden yapılan resen sigortalılık başlangıcı işlemi iptal edilmiştir.
28/03/2023 Tarih 2023/16 sayılı SGK genelgesi ile 2015/25 Sayılı Genelgede değişiklik yapılarak aşağıdaki madde yürürlükten kaldırılmıştır.
“PTT memurlarınca yapılan tebligatların, resmi kuruluşlarca düzenlenen belge (tutanak) niteliğinde olması nedeniyle iş yerlerine yapılan tebligatların, PTT memurları tarafından 7201 sayılı Kanuna uygun olarak yapıldığının ve işyerine tebliğ edilen mazbataların üzerine "işyeri çalışanı", "işyeri daimi çalışanı", "görevli sekreter" gibi ibarelerin yazıldığının tespiti halinde bu bilgi ve belgeler uyarınca tebligatın teslim alındığı tarih için re ‘sen sigortalılık sağlanacaktır.”

23/09/2022

VERGİ HUKUKUNDA TEK BAŞINA TANIK İFADESİ DELİL OLMAZ
VUK'un 3/B maddesindeki "vergiyi doğuran olayla ilgisi tabii ve açık bulunmayan şahit ifadesi ispatlama vasıtası olarak kullanılamaz" fıkrası uyarınca tanık beyanı belli koşullarda delil olarak kullanılabilmektedir. Tanık beyanının geçerli olması için tanığın vergiyi doğuran olayla ilgisinin olması gerekmektedir. Tesadüfen konu hakkında bilgi sahibi olanların tanıklığı geçerli olmayacaktır.
Belge ve kayıt düzeninin geçerli olduğu vergi hukukunda, "şahit beyanları" kural olarak diğer delillerle desteklendiği takdirde delil olarak kabul edilmesi gerektiği Danıştay'ın birçok kararında belirtilmiştir.
Somut delillerden ziyade tek başına tanık ifadesi yargı kararlarına bakıldığında pek kabul görmemektedir. Özellikle vergi idaresinin sadece tanık beyanlarıyla yaptığı incelemeler ve buna istinaden yapılan cezalı tarhiyatlar yargı aşamasında mükellef lehine sonuçlanmaktadır.
Belge ve kayıt düzeninin geçerli olduğu vergi hukukunda, "şahit beyanları" kural olarak diğer delillerle desteklendiği takdirde delil olarak kabul edilmesi gerektiği Danıştay'ın birçok kararında belirtilmiştir. Danıştay 4. Dairesinin, Esas No: 1999/1323, Karar No: 1999/4273 sayı ve 24.11.1999 tarihli kararı; "Ancak alıcı beyanlarının vergiyi doğuran olayla olan ilgileri nedeniyle vergilendirmede maddi delil olacağı genel kabul gören bir ilke olmakla birlikte bu beyanların diğer delillerle desteklenmesi gerekmektedir." şeklindedir. Danıştay Vergi Dava Daireleri Genel Kurulu'nun 07.04.2000 tarih, Esas No: 1999/424, Karar No: 2000/137 sayılı kararında somut bir tespit yapılmadan fatura düzenleyicisinin ifadesine dayanılarak yapılan cezalı tarhiyatı kabul edilmemiştir. Konuyla alakalı Danıştay 9. Dairesinin 26.01.2022 tarih, Esas No: 2022/57, Karar No: 2022/51 sayılı kararında mükellefin işlem hacmine göre sadece bir kısım kişilerin ifadesine başvurulması, vergiyi doğuran olayı kuşkuya yer bırakmayacak şekilde somut olarak ortaya koymaya yeterli olmadığı yönündedir.
https://t24.com.tr/yazarlar/mehmet-y-yilmaz/secimli-otokrasi,36810

19/09/2022

HAKSIZ ÇIKMA ZAMMI İPTAL EDİLDİ
6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 58 inci maddesinin beşinci fıkrasında yer alan "İtirazında tamamen veya kısmen haksız çıkan borçludan, hakkındaki itirazın reddolunduğu miktardaki amme alacağı %10 zamla tahsil edilir." hükmü, 02.08.2022 tarihli ve 31911 sayılı Resmi Gazete de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 21.04.2022 tarihli ve 2021/119 E, 2022/48 K sayılı kararıyla iptal edilmiş olup 02.08.2022 tarihi itibari ile yürürlüğe girmiştir.

17/09/2022

AMME ALACAĞI İÇİN ÖNCE ŞİRKETE DAHA SONRA MÜDÜR/ORTAĞA GİDİLMELİ
Vergi borcundan dolayı sermaye şirketlerinde kanuni temsilciye ödeme emri düzenlenebilmesi için Tüzel kişi hakkında Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun ile belirlenen takip ve cebren tahsil yollarının tüketilmesi ve kamu alacağının tüzel kişinin mal varlığından tahsil olanağının bulunmadığının tespit edilmesi gerekmektedir.
Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu'nun 18.05.2022 tarih E:2020/1580, K:2022/597 nolu kararı

11/09/2022

SULH YOLU İLE TAHSİLİNDEN VAZGEÇİLEN ALACAĞIN DEĞERSİZ ALACAK OLARAK DİKKATE ALINICAĞINA DAİR ÖZELGE
“Müşterinizin şirketinize olan söz konusu borcunun tahsilinden vazgeçmeniz diğer bir deyişle alacağınızdan feragat etmeniz ve bu hususta şirketiniz ve borçlu şirket tarafından karşılıklı imzalanacak mutabakat, protokol ve ibranamenin noter tarafından onaylanması halinde bu belgeler ile veyahut mahkeme huzurunda alacaktan vazgeçilmiş ise buna ilişkin olarak düzenlenmiş belgeler ile bahis konusu alacağınız, kurumunuz açısından kanaat verici bir vesikaya göre tahsiline artık imkan kalmayan değersiz alacak haline gelecektir.
Öte yandan, alacağın değersiz hale geldiği yıl hesaplarına zarar olarak yazılması gerekmekte olup, ilgili olduğu yılda zarar yazılmayan alacağın sonraki yıllarda dikkate alınması da mümkün bulunmamaktadır. Diğer taraftan daha önceden karşılık ayırmak sureti ile zarar yazılmış olan alacakların değersiz hale geldiğinde tekrardan zarar yazılamayacağı tabiidir."
T.C.
GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI
İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı
Gelir Kanunları Usul Grup Müdürlüğü
Sayı:11395140-105[VUK1-22759]-445415
Tarih:23.06.2020
Konu: Sulh Yolu İle Tahsilinden Vazgeçilen Alacağın Değersiz Alacak Olarak Dikkate Alınıp Alınmayacağı.
İlgi : 18/07/2019 tarih ve ... sayılı özelge talep formunuz.
İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda; şirketinizin müşterisi olan başka bir firmaya satış işlemlerinden kaynaklanan ve 2019 yılı ticari defter kayıtlarında cari hesapta görünen alacak tutarının 240.000 TL lik kısmından müşterinizin yaşadığı mali zorluklar yüzünden borcunu ödeyemeyecek durumda olması nedeniyle karşılıklı olarak düzenlenen ve imzalanan sulh protokolü vasıtası ile vazgeçildiği belirtilerek, söz konusu tutarın kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınıp alınmayacağı ile imzalanan protokolün yeterli olup olmadığı hususlarında Başkanlığımızdan görüş talep edilmektedir.
213 sayılı Vergi Usul Kanununun 322 nci maddesinde, kazai bir hükme veya kanaat verici bir vesikaya göre tahsiline artık imkan kalmayan alacakların değersiz alacak olacağı, değersiz alacakların, bu mahiyete girdikleri tarihte tasarruf değerlerini kaybedecekleri ve mukayyet kıymetleriyle zarara geçirilerek yok edileceği, işletme hesabı esasına göre defter tutan mükelleflerin de bu madde hükmüne giren değersiz alacaklarını gider kaydetmek suretiyle yok edecekleri hüküm altına alınmıştır.
Anılan Kanunun 322 nci maddesi düzenlemesinden de anlaşılacağı üzere, kazai bir hükme veya kanaat verici bir vesikaya göre tahsiline artık imkan kalmayan alacaklar değersiz alacak olarak nitelendirilmiştir.
Görüldüğü gibi değersiz alacak; kaybedilmiş, tahsiline artık imkan kalmamış, değeri sıfıra inmiş bir alacaktır. Kanuni düzenlemeye göre alacağın tahsil imkanının kalmadığının, kazai bir hükümle veya kanaat verici bir vesika ile tevsik edilmesi icap etmektedir. Kazai bir hükümden anlaşılması gereken, alacağın tahsili için kanun yollarına başvurulmuş olması, icra takibinin yapılmış bulunması, bu müracaatlar ve takipler sonunda, alacağın ödenmeyeceğine hakim tarafından hükmedilmiş olması; kanaat verici vesika teriminden ise ödemeyi imkansız hale getirmiş hal ve sebepler sonucu ortaya çıkmış belgeler anlaşılmalıdır. Alacağın tahsil güçlüğünün objektif ve inandırıcı belgelerle ortaya konması değersiz alacak uygulaması bakımından büyük önem taşımaktadır. Aksi takdirde alacakların tahsilinin mümkün olmadığının takdiri mükellefe bırakılmış olur. Böyle bir boşluk bırakmamak amacıyla kanun koyucu değersiz hale geldiği ileri sürülen alacağın ciddi olarak takip edildiğine ilişkin çabaların kazai bir hüküm veya kanaat verici bir vesika ile tevsikini öngörmüştür.
Vergi hukuku uygulaması bakımından kanaat verici vesikalara örnek olarak aşağıdaki belgeler sayılabilir.
-Borçlunun herhangi bir mal varlığı bırakmadan ölümü veya Medeni Kanunun 31 ve izleyen maddelerine göre mahkemelerce borçlu hakkında verilen gaiplik kararı ve mirasçıların da mirası reddettiklerine dair sulh hukuk mahkemelerince verilmiş bulunan mirası red kararı,
-Borçlu aleyhine alacaklı tarafından açılan davayı borçlunun kazandığına dair mahkeme kararı,
-Mahkeme huzurunda alacaktan vazgeçildiğine ilişkin olarak düzenlenmiş belgeler,
-Alacaktan vazgeçildiğine dair konkordato anlaşması,
-Borçlunun dolandırıcılıktan mahkûm olması ve herhangi bir mal varlığı bulunmadığını belgeleyen resmi evrak,
-Borçlunun adresinin saptanamaması nedeniyle icra takibat dosyasının kaldırıldığını ve yasal süresi içerisinde yenileme talebinde de bulunulmadığını gösteren icra memurluğu yazısı,
-Gerek doğuşu gerekse vazgeçilmesi bakımından belli ve inandırıcı sebepleri olmak şartıyla alacaktan vazgeçildiğini gösteren anlaşmalar, (Alacaklının tek taraflı irade beyanı ile alınmasından vazgeçilen alacakların, değersiz alacak olarak zarar kaydı mümkün değildir.)
-Ticaret mahkemesince borçlu hakkında verilmiş ve ilgili masa tarafından tasfiyeye tabi tutulmuş bulunan iflas kararına ilişkin belgeler.
Öte yandan, alacağın değersiz hale geldiği yıl hesaplarına zarar olarak yazılması gerekmekte olup, ilgili olduğu yılda zarar yazılmayan alacağın sonraki yıllarda dikkate alınması da mümkün bulunmamaktadır. Diğer taraftan daha önceden karşılık ayırmak sureti ile zarar yazılmış olan alacakların değersiz hale geldiğinde tekrardan zarar yazılamayacağı tabiidir.
Yukarıda yer alan hüküm ve açıklamalara göre, bir alacağın değersiz alacak olarak değerlendirilmesi için alacağın tahsil imkanının kalmadığının, kazai bir hükümle veya yukarıda örnek verilen kanaat verici vesikalar ile tevsik edilmesi icap etmektedir.
Bu itibarla, müşterinizin şirketinize olan söz konusu borcunun tahsilinden vazgeçmeniz diğer bir deyişle alacağınızdan feragat etmeniz ve bu hususta şirketiniz ve borçlu şirket tarafından karşılıklı imzalanacak mutabakat, protokol ve ibranamenin noter tarafından onaylanması halinde bu belgeler ile veyahut mahkeme huzurunda alacaktan vazgeçilmiş ise buna ilişkin olarak düzenlenmiş belgeler ile bahis konusu alacağınız, kurumunuz açısından kanaat verici bir vesikaya göre tahsiline artık imkan kalmayan değersiz alacak haline gelecektir.

09/09/2022

ŞÜPHELİ ALACAK KARŞILIĞI AYIRMAK
Bilanço esasına göre defter tutan mükellefler, (26.10.2021 tarihinden itibaren işletme hesabı esasında defter tutan mükellefler de dahil) tahsil edemedikleri alacaklarını, mal ve hizmet satışını gerçekleştirdiklerinde hasılat olarak kaydetmektedirler. Mükellefler alacaklarını zamanında tahsil edemedikleri veya tahsil edilmesinin mümkün olmadığı durumlarda tahakkuk esası gereği bu tutarlar üzerinden vergi ödemek zorunda kalmaktadırlar.
Mükelleflerin tahsil edemedikleri alacaklar üzerinden vergi ödemelerinin önüne geçmek amacıyla şüpheli alacak karşılığı ayrılması, Vergi Usul Kanunu'nun 323. maddesinde düzenlenmiştir. Şüpheli alacak karşılığı ayrılmasının mükellefin isteğine bırakılmış olduğunun altını çizmemiz gerekiyor.
Şüpheli alacak karşılığı ayrılabilmesi için temel kural, alacağın tahsilinin şüpheli hale gelmesinin tespit edilmesidir. Alacağın tahsilinin hangi durumlarda şüpheli sayılacağına ilişkin belirlemede VUK'un 323'üncü maddesinde 2 ölçü sayılmıştır. Ticari ve zirai kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili olmak şartıyla;
1) Dava veya icra safhasında bulunan alacaklar.
2) Yapılan protestoya veya yazı ile bir defadan fazla istenilmesine rağmen borçlu tarafından ödenmemiş bulunan dava ve icra takibine değmeyecek derecede küçük alacaklar.
Hangi tutardaki alacakların dava ve icra takibine değmeyecek derecede küçük alacak olduğu konusunda belirsizlik vardı. 7338 sayılı Kanun‘un 35'inci maddesi ile 26 Ekim 2021 tarihinden başlamak üzere; VUK'un 323'üncü maddesinde dava ve icra takibine değmeyecek derecede küçük olan alacaklara ilişkin 3.000 TL'lik bir azami tutar belirlenerek, bu konudaki belirsizlik giderildi. Bu tutar 534 sıra no'lu VUK Genel Tebliği ile 01.01.2022'den itibaren 4.000 TL olarak uygulanmaktadır.
Buna göre, 4.000 TL'yi aşmayan alacaklar için dava veya icra takibi şartı aranmayacak, yapılan protestoya veya yazı ile bir defadan fazla istenilmesine rağmen borçlu tarafından ödenmemişse şüpheli alacak karşılığı ayrılabilecektir. Bu tür alacaklarda protesto veya en az iki kez isteme ve ödenmeme şartının aynı anda gerçekleşmiş olması gerekmektedir.
Şüpheli alacak hükümlerinin işletme hesabı esasında defter tutan mükellefler açısından da uygulanabilmesine 7338 sayılı Kanun ile imkân tanınmıştır.

Address

Büyükdere Mahallesi Dedeyusuf Sok. No:14/3 Sarıyer
Istanbul
34453

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Mali Müşavir Fatih ÇOLAK posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Share