FDK Danişmanlik

FDK Danişmanlik KOSGEB,TUBİTAK,ARGE,İPARD,FİNANSAL DANIŞMANLIK
MUHASEBE İŞLETMELERDE KRİZ YÖNETİMİ

23/01/2019

KONKORDATO VE İFLAS ERTELEME ARASINDAKİ FARKLAR
Konkardato, 12 (on iki) senedir ülkemizde kullanılmayan bir durumdu. Ancak, ekonomik sıkıntıların daha hızlı bir şekilde atlatılması düşüncesi ile “iflas erteleme olayı” şimdilik rafa kaldırılıp yerine, borçlu işletmelerin iflasını engel olup ticari yaşamını sürdürmelerini sağlamak amacı ile konkardato kullanımına geçildi.

Konkardatonun, ticari hayatımızın gündemine oturması yeni bir meslek dalının ortaya çıkmasına vesile oldu. Konkardato komiserliği, borçluyu denetmek, işletmenin faaliyetlerini sürdürmek ve işletmeye ait ara rapor hazırlamak; bir nevi şirket doktorluğu (koruyucu hekimlik) yapmak için görevlendirilen ve şu sıralar Mali Müşavirler arasında moda olan bir meslek yan dalı olmuştur.

Konkardatoda özellikli bir diğer konu ise; borçlu ve alacaklı kendi aralarında, borcun ne kadarını (borcun 2/3’ü olması genel kabul görür!), hangi zaman dilimlerinde ve nasıl bir ödeme ile yapılacağı, sözleşme ile belirlenip; bu sözleşmenin Asliye Mahkemesine onaylatması koşulu vardır.

İflasta ise konkardatoda olduğu gibi borçlu/alacaklı aralarında bir anlaşma yapmazlar. İflas eden ticari işletmenin tüm mal varlığı “iflas masası” tarafından tasfiye edilip, alacakların, alacakları ödenir. Alacakların, alacaklarının ödenmesinde de bir sıralama ya da öncelik söz konusu değildir. Hatta, bazı durumlarda tüm alacaklar, alacaklarını tahsil edemeyebilirler.

Özetle; konkardato, hem borçlu şirketin borcunun belirli orandaki kısmını ödemesi hem de ticari yaşamını sürdürebilmesi aynı zamanda alacaklıların,alacaklarının belli oranındaki kısmını alması için hukuki bir güvence yoludur. İflas ise ölmüş bir şirketin, malvarlığının satışı ve satıştan elde edilen miktarının, alacaklarına ödenmesi olayıdır.

Konkardatosuz ve iflassız bir ticari hayatınız olması dileğiyle…

Funda Kızıltan

15/01/2019

KONKORDATO KOMİSERİNİN GÖREVLERİ NELERDİR?
– Borçluya karşı takip yapmaları yasak olan alacaklıların çıkarını korumak için borçluyu ve işlemlerini denetlemek,
– Konkordatoyu hazırlayıp, Ticaret Mahkemesine sunmak.

Konkordato sürecinde komiserliğine seçilen komiserin yapacağı işlemler

Defter tutmak: Komiser tayini üzerine borçlunun malvarlığının bir defterini tutar. Borçlunun mallarının kıymetini takdir eder veya bilirkişilere takdir ettirir ve bu kıymeti deftere yazar.
İlanın yapılması: Komiser bir ilan ile alacaklıları alacaklarını bildirmeye ve konkordato teklifini görüşmek üzere toplantıya davet eder.
Alacakların bildirilmesi: Alacakları konkordato süresi verilmesinden önce doğmuş olan alacaklılar, ilandan itibaren yirmi gün içinde alacaklarını komisere bildirirler. Alacağı konkordato mühletinden sonra doğan alacaklılar için tasdik edilen konkordato mecburi değildir. Alacaklarını yirmi gün içinde bildirmemiş olan alacaklılar oylamada dikkate alınmazlar.
Alacakların incelenmesi: Komiser, kendisine bildirilen alacaklar hakkında inceleme yapar, fakat bildirilen alacakları kabul veya ret hakkı yoktur. Bu yetki borçluya ve tetkik merciine aittir. Komiser bildirilen alacaklar hakkında beyanda bulunması için borçluyu davet eder.
Borçlunun kabul ettiği alacaklar konkordato nisabında dikkate alınır. Komiser borçlunun kabul ettiği alacakları reddedemez; o da kabul etmek zorundadır.
Borçlunun reddettiği alacaklara nizalı alacaklar denir. Bu nizalı alacakların konkordato nisabında dikkate alınıp alınmayacağına tetkik mercii karar verir.
Alacaklıların toplanması: Alacaklılar yapılan ilanda bildirilen yerde toplanarak konkordato teklifini incelerler. Konkordato tutanağını imzalamayan veya on gün içinde kabul ettiklerini bildirmeyen alacaklılar, konkordatoyu reddetmiş sayılırlar.
Konkordatonun kabulü için gerekli çoğunluk: Konkordatonun kabul edilip edilmediği komiser tarafından tespit edilir. Konkordatonun kabulü için iki çeşit çoğunluk birlikte aranır.
a- Alacaklı çoğunluğu: Borçlunun konkordato teklifinin alacaklıların en az üçte iki çoğunluğu tarafından kabul edilmiş olması gerekir.

b- Alacak çoğunluğu: Konkordatoyu kabul eden en az üçte iki çoğunluktaki alacaklıların kaydedilmiş alacakların en az üçte ikisine sahip olmaları gerekir.

Borçlunun 90 alacaklısı var ve borçları toplamı 9.000.000-TL ise, konkordatonun kabul edilebilmesi için en az 60 alacaklının konkordatoyu kabul etmesi ve bunların alacakları toplamının da en az 6.000.000-TL olması gerekir.

Bazı alacaklılar konkordato nisabının hesaplanmasında dikkate alınmazlar. Bunlar;
– İmtiyazlı alacaklılar,
– Borçlunun anası, babası, eşi ve çocukları,
– Rehinli alacaklıların alacaklarının rehinle temin edilmiş olan kısmı.

KONKORDATONUN KABULÜ İÇİN GEREKLİ ŞARTLAR

Borçlu dürüst olmalıdır.
Asgari yüzde elli ödeme taahhüdünde bulunmalıdır.
Teklif edilen ödeme, borçlunun malvarlığı ile orantılı olmalıdır.
Konkordato üçte iki çoğunlukla kabul edilmiş olmalıdır.
Borçlu, konkordatonun tasdik edilmesi halinde alacaklılara ödeyeceği miktar için yeterli miktarda teminat vermelidir.
Yargılama harç ve masraflarını depo etmelidir.
Konkordatonun Tasdik Kararı
Ticaret mahkemesi, yukarıda sayılan şartların varlığı halinde, konkordatonun tasdikine karar verir. Tasdik kararını veren mahkeme kararında, alacakları itiraza uğramış olan alacaklılara dava açmaları için yedi günlük süre verir. Bu süre içinde borçlu aleyhine dava açmayan alacaklıların hakları düşer. Yedi gün içinde dava açar ve davayı kazanırsa, borçludan alacağını konkordato şartlarına göre isteyebilir.

Konkordato mecburiyetinin olmadığı durumlar nelerdir?
– Rehinli alacaklar: Rehin kıymeti ile karşılanan rehinli alacaklar için konkordato mecburi değildir. Rehinli alacaklılar alacağını rehin kıymetinden tam olarak alırlar.
– Amme alacakları: Tasdik edilen konkordato amme alacakları için mecburi değildir. Yani amme alacakları tam olarak ödenir.
– İmtiyazlı alacaklar: Konkordatoya yazdırılmış olan imtiyazlı alacaklar için konkordato mecburi değildir. Konkordatoya yazdırılmayan imtiyazlı alacaklar, imtiyazsız alacaklar gibi konkordato şartlarına göre ödenir.
– Konkordatonun müşterek borçlu ve kefillere tesiri: Alacaklı, konkordatoya kabul oyu vermemiş ise müşterek borçlu ve kefillere karşı bütün haklarını muhafaza eder. Yani onlardan konkordato yokmuş gibi alacağın tamamını isteyebilir. Bu halde müşterek borçlu veya kefil konkordato ile yapılan tenzilattan veya vadeden yararlanamaz. Ancak, alacaklı konkordatoyu kabul etmişse, müşterek borçlu veya kefilden de alacağını konkordato şartlarına göre isteyebilir. Fakat alacaklı, kendi haklarını müşterek borçlu veya kefile ödeme karşılığında temlik etmeyi teklif eder ve alacaklılar toplantısının en az on gün öncesinden bildirirse, müşterek borçlu veya kefile karşı haklarını tam olarak muhafaza eder. Ayrıca, alacaklı müracaat hakkına zarar gelmeksizin müşterek borçlu veya kefile konkordato müzakeresine katılma yetkisini verebilir ve onların kararını kabul taahhüdünde bulunabilir. Bunun üzerine müşterek borçlu veya kefil toplantıda nasıl oy kullanırsa kullansın alacaklı müşterek borçlu veya kefile karşı müracaat hakkını tam olarak muhafaza eder.
– Konkordato dışında yapılan vaatler: Borçlunun bütün alacaklılarına karşı eşit şekilde davranması ve her alacaklıya borcunu aynı oranda ödemesi gerekir. Bu nedenle borçlunun alacaklılarından birine, konkordato şartlarından fazla olarak ödeme vaadinde bulunması yasaktır ve bu vaatler geçersizdir.
– İpotek ve rehin alacaklılarının durumu: İpotek ve rehin alacaklıları, konkordato süreci içinde borçlu aleyhine takip yasağının istisnasını teşkil ederler. İpotek ve rehin alacaklıları, konkordato sürecinde takip yapabilir, daha önceden açmış oldukları takibe devam edebilir ve ipotekli veya rehinli malı satarak, alacaklarını satış bedelinden tahsil edebilirler. Alacağın rehinle karşılanmayan kısmı ise diğer alacaklar gibi konkordato şartlarına göre ödenir. Ancak, alacaklı rehin dışında kalan alacağını zamanında bildirmezse, açık kalan kısım için konkordatoda oy kullanma hakkını kaybeder.
FUNDA KIZILTAN

14/01/2019

KONKORDATO SÜRECİNDE BORÇLU HAKKINDAKİ TÜM TAKİPLERİN DURMASI
Mühlet kararı verilmesinin en önemli sonucu mühlet içinde 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’a göre yapılan takipler de dâhil olmak üzere hiçbir takip yapılamayacak olması ve evvelce başlamış takiplerin durması, ihtiyatî tedbir ve ihtiyatî haciz kararları alınmış olsa da uygulanmayacak olması ve bir takip muamelesi ile kesilebilen zamanaşımı ve hak düşüren müddetlerin işlemeyecek olmasıdır. Buna göre geçici mühlet kararının icra müdürlüğüne bildirilmesi akabinde, artık icra dairesi tarafından herhangi bir icra takip işlemi yapılmayacaktır.

Ancak İİK ‘nın 206. maddesinde yer alan birinci sıradaki imtiyazlı alacaklar için haciz işlemi yapılabilir. Buradan anlaşılması gereken bu alacaklar açısından haciz ve devam eden muhafaza, satış, paraya çevirme işlemlerinin yapılabileceğidir. Birinci sırada yer alan alacaklar şunlardır;

İşçilerin, iş ilişkisine dayanan ve iflâsın açılmasından önceki bir yıl içinde tahakkuk etmiş ihbar ve kıdem tazminatları dâhil alacakları ile iflâs nedeniyle iş ilişkisinin sona ermesi üzerine hak etmiş oldukları ihbar ve kıdem tazminatları,
İşverenlerin, işçiler için yardım sandıkları veya sair yardım teşkilatı kurulması veya bunların yaşatılması maksadıyla meydana gelmiş ve tüzel kişilik kazanmış bulunan tesislere veya derneklere olan borçları,
İflâsın açılmasından önceki son bir yıl içinde tahakkuk etmiş olan ve nakden ifası gereken aile hukukundan doğan her türlü nafaka alacakları[1]
Bunun yanında konkordato projesinin tasdiki için de yukarıda belirtilen birinci sıradaki imtiyazlı alacaklıların alacaklarının tam olarak ödenmesi, alacaklı bundan açıkça vazgeçmedikçe yeterli teminata bağlanmış olması şartı da aranmıştır. Yani birinci sırada yer alan alacaklılar açısından önemli avantajlar sağlanmıştır.

Takip yasağına tabi olan alacaklıların geçici mühlet kararından önce doğan veya geçici mühletten sonra komiser onayı olmaksızın doğan borçlar olduğuna dikkat edilmelidir. Yani geçici mühlet kararı sonrası, komiser onayı ile borçludan alacaklı hale gelen kişiler alacaklarını tahsil için takip yoluna başvurabilirler. Bu nedenle, geçici mühlet kararı sonrası borçlu ile hukuki ilişkiye giren kişilerin komiser onayı olmaksızın borçlu ile doğrudan ticari ilişkiye girmemelerinde fayda vardır.

REHİNLİ TAKİPLERDE SATIŞ İŞLEMİNİN DURMASI
Kanunun 295. maddesinde alacakları rehin ile (taşınır veya taşınmaz rehni) teminat altına alınmış olan alacaklılar açısından; mühlet sırasında rehinle temin edilmiş alacaklar nedeniyle rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip başlatılabileceğini veya başlamış olan takiplere devam edilebileceği ancak bu takip nedeniyle muhafaza tedbirleri alınamayacağı ve rehinli malın satışının yapılamayacağı düzenlenmiştir. Rehinli malların muhafazasının veya satışının engellenmesindeki amaç borçlunun ticari faaliyetlerini devam ettirebilmesi ve borçlarını ödeyebilecek durumunun devamının sağlanmasıdır. Borcu işletmesinin devamı ve ön projesinin icrası için gerekli ekipmanın muhafazası veya satışı halinde işletmesinin faaliyetine devam edemeyecek olduğu için bu düzenleme yapılmıştır.

Burada iflasın ertelenmesi kurumunda bulunan satışın durdurulması için borçlu tarafından faizleri karşılayacak miktarda teminat gösterilmesi şeklinde bir hüküm bulunmadığı dikkate alındığında, kanunun borçlular lehine ve rehinli alacaklılar aleyhine bir düzenleme yaptığı sonucu ortaya çıkmaktadır.

DAVALARIN DEVAM ETMESİ
İcra İflas Kanunu’nda geçici veya kesin mühlet boyunca devam eden davaların duracağı yönünde bir ifadeye yer verilmemiştir. Mevcut yargılama süreçlerinin uzun olması ve 23 aya kadar uzanan geçici mühlet ve kesin mühlet sürelerince davanın durmasının davanın diğer tarafına zarar vereceği düşünülerek davaların devam etmesi daha uygun olacaktır.

Nitekim görülmekte olan dava, eda davası olsa dahi, ilamda borçlu aleyhine verilen hüküm ilama dayalı takip yoluyla dahi olsa icra edilemeyeceğinden, davanın devamında borçlunun durumunu ağırlaştıran bir husus yoktur. Yani dava devam edip sonuçlansa dahi yukarıda açıklandığı üzere mühlet kararı alan borçlu hakkında takip işlemi yapılamayacağından mahkemenin kararı borçlu aleyhine icra edilemeyecektir.

TAKAS MAHSUP HAKKININ SINIRLANDIRILMASI
Kural olarak, konkordato tedbirleri kapsamında maddi hukuktan doğan hakları sınırlandıracak tedbir kararı verilemez. Ancak, alacaklının alacağını, konkordato başvurusu yapan borçluya olan borcu ile takas etmesinin ise İİK md 186 hükümlerine tabi olduğu belirtilmiştir. İlgili hükme göre şu hallerde takas yapılamaz;

Müflisin borçlusu iflas açıldıktan sonra müflisin alacaklısı olursa;
Müflisin alacaklısı iflas açıldıktan sonra müflisin veya masanın borçlusu olursa;
Alacaklının alacağı hamile muharrer bir senede müstenit ise.
Madde düzenlenmesinde yer alan iflasın açılması şeklindeki ifadenin, geçici mühletin ilanı olarak anlaşılması gerektiği kanunda açık bir şekilde (md 294/4) vurgulanmıştır. Buna göre

KONKORDATO SÜRECİNDE MUHAFAZA ALTINDAKİ MALLARIN DURUMU
Geçici mühlet kararının ilanından önce haczedilen ancak paraya çevirme işlemi yapılmayan mallar ile ilgili olarak kanunda yeni bir düzenleme yapılmıştır. Kanunun 294/5 maddesine göre; “Hacizli mallar hakkında niteliğine uygun düştüğü ölçüde 186 ncı madde hükmü uygulanır.” Yani paraya çevrilmeyen mallar konkordatoya (md 186’ya göre iflas masasına) dahil olacaktır. Bu şekilde haczedilen ve atıl kalan makinelerin kullanılması daha isabetli görülmüştür .
Buradan hareketle borçlunun muhafaza altına alınan malları üzerindeki muhafazanın kaldırılması, ancak haczin devamı mümkündür. Ancak haczedilen malların üretim hammaddesi olması veya aşınmaya uğrayan makineler olması halinde, muhafaza tedbiri uygulatan alacaklının zarara uğraması kaçınılmazdır. Bu nedenle borçlunun geçici projesi dikkatle incelenmeli, üzerindeki haczin kaldırılması istenen malların projenin gerçekleştirilmesine ne kadar yararlı olduğuna göre bir karar verilmelidir.

ÜÇÜNCÜ KİŞİLER NEZDİNDE HACİZ İŞLEMİ
Borçlunun üçüncü kişiler nezdindeki mal, hak ve alacaklarının haciz ihbarnamesi (İİK md 89/1) ile haczedilmesi halinde ise; geçici mühlet kararının ilanından önce icra müdürlüğü tarafından tutanak düzenlenmiş ise bu haczin geçerli olduğu ve haczedilen şeyin ilgili haczi koyduran alacaklıya ödenmesi gerektiği belirtilmiştir. Çünkü icra müdürlüğü tarafından konulan haciz ile muhafaza aşaması da gerçekleşmiş olur. Daha sonra gönderilen haciz ihbarnamesi ise sadece muhafaza tedbiri niteliğindedir. Bu nedenle mevduat haczi için haciz yazısı dışında bankaya ayrıca İİK md 89 gereğince haciz ihbarnamesi tebliği şart değildir.

Buradan hareketle; borçlu hakkında mühlet kararının ilanından önce bankalar nezdindeki mevduatın haczi için icra müdürü tarafından haciz işlemi uygulanmış ise, bu bedelin artık ilgili alacaklıya ödenmesi gerektiği anlaşılmaktadır. Zira para açısından satış ve paraya çevirme gibi bir aşama söz konusu olmadığından haciz işlemi ile süreç tamamlanmış olmaktadır.

TEMLİK ALACAKLILARININ DURUMU
Alacaklının borçludan alacağın temliki sözleşmesi kapsamında alacaklı olması da mümkündür. Ancak mevzuatta doğmamış alacakların temliki ile ilgili özel bir düzenleme getirilmiştir. Buna göre; konkordato mühletinin verilmesinden önce, müstakbel bir alacağın devri sözleşmesi yapılmış ve devredilen alacak konkordato mühletinin verilmesinden sonra doğmuş ise, bu devir hükümsüzdür.

Burada dikkat edilmesi gereken husus, alacağın geçici mühlet kararından önce doğması halinde temlikin geçerli olduğudur. Alacağın temlikten önce doğduğu ancak daha sonra muaccel olduğu hallerde ise temlik geçerliliğini koruyacaktır (Bkz. Pekcanıtez/Erdönmez, Konkordado, s. 102). Örneğin 01.01.2018 tarihinde imzalanan ve kiranın kullanılan ay için peşin ve her ayın ilk 10 günü içerisinde kira bedelinin ödeneceği kararlaştırılan bir kira sözleşmesinden doğan alacağın, 01.05.2018 tarihinde temlik edildiği ve borçlunun konkordato talebine ilişkin geçici mühlet kararının 05.06.2018 tarihinde ilan edildiği varsayıldığında; Haziran 2018 dönemi için ödenmesi gereken kira alacağı Haziran ayı başında doğmuş olacağı için, bu alacak için yapılan temlik geçerliliğini koruyacaktır. Belirtilen ihtimalde geçici mühlet kararının 30.05.2018 tarihinde ilan edildiği varsayıldığında ise; Haziran 2018 dönemi için kararlaştırılan kira alacağı henüz doğmadığı için, temlik geçerli olmayacaktır.

PARA ALACAĞI DIŞINDAKİ ALACAKLILARIN DURUMU
Kanunda, konusu para olmayan alacaklar açısından bir düzenleme yapılmıştır. Buna göre; “Konusu para olmayan alacaklar, alacaklı tarafından, ona eşit kıymette para alacağına çevrilerek komisere bildirilir. Şu kadar ki borçlu, komiserin onayıyla taahhüdün aynen ifasını üstlenmekte serbesttir” (md 194/7). Burada konusu para olmayan alacakların alacaklı tarafından para alacağı değerinin belirlendiğine dikkat edilmelidir. Bu durum borçlu ile anlaşan bazı alacaklıların, alacaklı şeyin para karşılığını fazla gösterip onaylatarak; konkordatonun tasdiki için aranan alacak çoğunluğunun sağlanmasına neden olabilir. Bu gibi risklerin önüne geçebilmek için komiserin kendisine bildirilen miktarı tetkik etmesi ve diğer alacaklıların menfaatinin korunması gerekmektedir.

Alacağın miktarının komiser onayından da geçmesi ve borçlunun aynen ifada menfaatinin daha yüksek olması ihtimali de mevcuttur. Mesela borçlu ürettiği bir malzemeyi teslimi borçlanmış ve elinde teslime konu emtia mevcut ise para yerine bu emtiayı teslim etmesi lehine olarak gözükmektedir. Bu durumda borçlu, alacağın para değerini yüksek gösteren alacaklıya karşı, komiserin de onayını alarak taahhüdünü aynen ifa edebilir md 194/7-son cümle).

FAİZLERİN DURMASI
Tasdik edilen konkordato projesi aksine hüküm içermediği takdirde kesin mühlet tarihinden itibaren rehinle temin edilmiş alacaklar dışındaki alacaklar açısından faiz işlemesinin duracağına (md 194/3) dikkat edilmesi gerekmektedir. Konkordatoda aksine hüküm bulunmadıkça, konkordatonun tasdiki kararı ile de (âdi alacaklar için) faiz işlemesi duracak demektir. Bu halde, sadece, kesin mühletinin verildiği tarihe kadar faiz hesaplanır ve bu faiz, anaparaya eklenir .

BORÇLUNUN KEFİLLERİNİN DURUMU
Konkordato talep eden borçlunun alacaklıları açısından yukarıda belirtilen sonuçlar ortaya çıkarken; borçlu ile birlikte kefil olan kişilerin geçici veya kesin mühlet ile tanınan avantajlardan yararlanması mümkün değildir. Yani borçluya kefil olan, borçlu tarafından imzalanan bir senede aval veren kişiler hakkında alacaklılar işlemlere devam edebilir.

Özellikle geçici mühlet kararı ile birlikte maddi hukuktan doğan hakların kullanılmasına mani olacak nitelikte tedbir kararları verilmesi mümkün değildir (Bkz. Pekcanıtez/Erdönmez, Konkordado, s. 31). Bu kapsamda, iflasın ertelenmesi kurumunun uygulanması sırasında meydana gelen ve maddi hukuk açısından da sonuç doğuran; çeklerin yazılmasının tedbiren durdurulması gibi ihtiyati tedbirlere karar verilmesi mümkün değildir. Bu nedenle borçlu tarafından imzalanan çeklerin ibrazında banka tarafından karşılıksızdır işlemi yapılması sonrasında meşru hamil, mühlet kararı alan borçlu dışında, ciro silsilesinde yer alan (veya avalist olan) kişiler hakkında takip işlemi yapabilir.

Sonuç olarak alacaklının menfaatlerini tam olarak koruyabilmesi, oluşturulacak alacaklılar kurulunda kendini iyi bir şekilde temsil ettirebilmesi haklarının korunması için zorunludur. Alacaklıların, kanunda belirtilen hükümlere riayet etmesi ve geçici mühletin ilanından itibaren yasal süreler içinde alacaklarını bildirmeleri, gerekli görülen hallerde geçici mühlet kararına karşı itirazlarını dilekçeleri ile birlikte sunabilmeleri borçlunun iflasına nazaran alacaklarını tahsil etmede avantajlı konumda olabilmeleri açısından önem arz etmektedir. Bunlar dışında geçici mühlet kararının borçlu ve sözleşmeler açısından da farklı sonuçları vardır. Yine geçici mühlet kararı ile komiser atanması ve özellikle alacaklılara tanınan itiraz hakkının düzgün bir şekilde kullanılması menfaatlerin korunması açısından büyük önem taşımaktadır.
Funda Kızıltan

12/01/2019

KONKORDATO NEDİR VE NASIL UYGULANIR?
Konkordato nedir?
Herhangi bir sebepten dolayı işleri bozulmuş, ödeme gücünü belli ölçüde kaybedip mali durumu bozulmuş iyi niyetli ve dürüst borçluları korumak amacını taşıyan müessesedir.
Konkordato, borçlunun alacaklılarının2/3’ü ile (bu orana denk gelen alacaklıların alacak tutarının da borçlunun borçlarının 2/3’ü oranında olması gerekir) yaptığı, ticaret mahkemesinin de tasdiki ile geçerlilik kazanan bir anlaşmadır. İmtiyazsız alacaklılar borçlunun borçlarının belirli bir yüzdesinden feragat eder ve borçlu da, borçlarının konkordatoda kabul edilen kısmını ödeyerek borçlarının tamamından kurtulabilir.

Konkordato başvurusu nereye, nasıl yapılır?
Mali durumu bozularak ödeme gücünü kaybetmiş ve konkordato hükümlerinden faydalanmak isteyen borçlu, İcra Tetkik Mercii Hakimliği’ne başvurur. Borçlu dilekçesinde konkordato sürecinde borçlarını ödeyebileceği durumu gösteren projesini ve ayrıntılı bilançosunu verir.
Başvuru makamı borçlunun teklifini, konkordato süresi verilebilmesi için uygun şartlarının olup olmadığını araştırıp inceler. Borçlunun varlıklarının, borçların en az %50 sini karşılamaya yetip yetmeyeceği ve borçlunun teklifinin varlıkları ile uygun olup olmadığını tespit etmek için İcra Tetkik Merciinin bilirkişiye başvurması gereklidir. İcra Tetkik Mercii bilirkişinin yapacağı inceleme sonucunda;

Konkordato süresi verilmesi için gereken şartları borçlunun taşımadığı sonucuna varılırsa, konkordato başvurusu reddedilir.
Borçlunun gerekli şartları taşıdığı sonucuna varılırsa, borçluya konkordato süreci tayin edilir ve komiser atanır.
Konkordato süresi
Konkordato projesini inceleyen Tetkik Mercii, borçlunun teklifinin gerekli şartları taşıdığı kanısına varılırsa, borçluya iki aylık bir konkordato süresi verir. Süre verilebilmesi için borçlu;

Dürüst olmalıdır: Konkordato başvurusu yapan borçlu işlerinde dürüst ve teklifinde samimi olmalıdır.
Borçlarının en az %50’sini ödemeyi taahhüt etmelidir. (%50 asgari şarttır. borçlunun varlıkları borcun daha fazlasını karşılayabilecek durumda ise, borçlu o oranda taahhütte bulunmalıdır.)
Teklif olunan para borçlunun varlıkları ile uygunluk göstermelidir.

Tetkik mercii bu şartların varlığı durumunda borçluya iki aylık konkordato süresini verir. Bu kararla bir de konkordato komiseri atar ve mehil verildiğini ilan eder.
Süre, kararın verildiği tarihten itibaren işler ve takip eden ikinci ayın aynı gününde biter. Konkordato komiseri bu süre içerisinde rapor ve konkordato dosyası hazırlayarak mahkemeye verilmek üzere icra dairesine teslim etme mecburiyetindedir. Rapor üzerine Ticaret Mahkemesi konkordatonun tasdik edilip edilmeyeceği hakkında inceleme yapmaya başlayacaktır.
Funda Kızıltan
Not : Yarın Konkordato Sürecinin Sonuçlarını değerlendireceğiz

04/01/2019

ASİT TEST ORANI VE KREDİ DEĞERLENDİRMESİ
Cari oran hesaplanırken, baz alınan dönen varlıklar içerisindeki varlıkların likidite derecelerine göre ayrım yapılmamaktadır. Stok, ticari alacak, menkul kıymet gibi varlıkların nakde dönüşüm çabuklukları farklıdır.
Bu amaçla, firmanın borç ödeme gücüne bakmak için stoklar gibi paraya dönüşmesi uzun süre alabilen varlıkları oran hesabına katmayan likidite oranı kullanılmaktadır. Likidite oranında kısa vadeli borçların geri ödenme kaynağı olarak, hazır değerler, menkul kıymetler ve kısa vadeli alacaklar kabul edilir.
Asit test oranı (Dönen Varlıklar – Stoklar) / Kısa Vadeli Borçlar formülü ile elde edebileceğimiz bir formüldür.
Cari orana göre likidite oranında, firmanın likiditesi daha hassas ölçülmektedir. Nakit kaynaklar ile stok oluşturulması, likidite oranının düşmesine yol açabilir.
Likidite oranının 0,60’tan düşük olmasının, firmanın kısa vadeli borçlarını geri ödemede zorlanacağını gösterdiği kabul edilir. Ama oranın düşük olması, firmanın mali yükümlülüklerini ödeyemeyeceği anlamına da gelmemektedir. Oranın 1 civarında olması ise firmanın likiditesi yüksek varlıklarını nakde çevirdiğinde, kısa vadeli borçlarını ödeme gücüne sahip olduğunu gösterir.
Bankalar mevcut koşullar göz önüne alındığında ASİT TEST ORAN’ın 1 ve üzeri olmasına dikkat etmektedir.
Likidite oranı için genel olarak kabul gören eşik değerler aşağıdaki gibidir:

0 – 0,60 : Likidite Oranı düşük seviyede (Firma Borç Ödeyemez)

0,60 – 1,00 : Likidite Oranı kabul edilebilir seviyede(firma borcunu zorlanarak öder)

1,00 ve üzeri : Likidite Oranı iyi seviyede (Firma borcunu öder)
Peki likidite yani Asit Test oranını düşüren haller nelerdir. Stoklar hesabında işlenen verilen Sipariş avansları doğru işlenmiş midir? . Yoksa firma ile mutabakat yapılmadan 320 ve 329 hesaptaki bakiyeler terse düştüğü için bu hesaba mı atılmıştır.
Normal şartlarda likidite oranının 1’in üstünde olması gerekirken yanlış muhasebe kayıtları neticesinde 0,60 ‘ın altına düştüğünü biliyor musunuz?
Funda Kızıltan

03/01/2019

CARİ ORAN ‘IN KREDİ DEĞERLENDİRMEDEKİ ÖNEMİ
Cari oran, dönen varlıklar ile kısa vadeli kaynaklar arasındaki oransal ilişkidir. Kısa vadeli borçların ödeme gücünü ölçmek ve net işletme sermayesinin yeterli olup olmadığını saptamak için kullanılır. Cari oran formülü aşağıdaki gibidir;
Oran işletmenin her 1 TL’lik borcuna karşılık ne kadar dönene varlığa sahip olduğunu gösterir. İşletmenin kısa vadeli borçları için genel bir fikir vermektedir.
Oranın mutlaka 1’den büyük olması istenir. Aksi taktirde işletme dönen varlıklarıyla kısa vadeli borçlarını ödeyemez durumdadır. Bu durum işletmenin net çalışma sermayesinin de pozitif olduğunu gösterir. Sektörlere göre farklılık gösterse de dönen varlıklar kısa vadeli borçların 2 katı olması istenir.

Cari Oran > 2 ise işletmede ihtiyaçtan fazla dönen varlık vardır.
Cari Oran < 2 ise işletmenin kısa vadeli borçlarını ödeme yeteneği azdır.
Cari Oran = 1 ise işletmenin net işletme sermayesi sıfırdır.
Cari Oran < 1 ise işletmenin net işletme sermayesi negatiftir.
Cari Oran > 1 ise işletmenin net işletme sermayesi pozitiftir.
Bir varlığın satışa çıkarıldığında hızlı bir şekilde gerçek değerini bulma olasılığı o varlığın likit kalitesini gösterir. Bu nedenle işletmenin dönene varlıklarının likit durumunu belirleyen önemli bir faktördür. Bu anlamda cari oranın yeterli olup olmadığını tespiti için şu faktörler göz önüne alınmalıdır;
Cari oranı Etkileyen Etmenler
Dönen varlıkların içeriği
Dönen varlıklar içerisinde nakit ve nakit benzeri varlıklar ile alacakların oranı arttıkça likidite artarken, nakte çevrilmesi zaman alan stokların payı arttıkça likidite azalır. Bir işletme dönene varlıkların likiditesi yükseldikçe daha düşük bir cari oran ile borç ödeme güçlüğüne düşmeden faaliyette bulunabilir.

İşletmenin Tedarik ve Satış Şartları
Peşin satış ile çalışan bir işletme kredili satış yapan bir işletmeye göre daha düşük bir cari oranla çalışabilir. Aynı şekilde kredili mal tedarik edebilen bir işletme için, peşin alış yapan bir işletmeye kıyasla daha düşük bir cari oran yeterli olacaktır.

Stok Devir Hızı ve Alacak Devir Hızı
Bir işletmenin stok ve alacak devir hızı oranları düşük ise, bunların paraya çevrilmesi de yavaş olacağından bu durumda cari oranın yüksek olması tercih edilir. Tersi durumda ise cari oranın daha düşük çıkmasında bir sakınca görülmez.

Ticari Alacakların Senetli veya Senetsiz Oluşu
Senetli alacakların vadeden önce çeşitli şekillerde paraya çevrilme imkanı olduğundan alacakları senede bağlı işletmelerin daha düşük cari oran ile çalışması mümkündür.
FUNDA KIZILTAN

02/01/2019

İŞLETME SERMAYESİNİN AZALMASINDAKİ 10 FAKTÖR NELERDİR?
İşletmenin sermayesini azaltan nedenler, başka bir deyişle işletme sermayesinin kullanılış yerleri aşağıda sıralanmıştır:
1-Kısa süreli borçların ödenmesi.
2-Nakden kâr dağıtılması.
3-Normal faaliyet sonucu uğranılan zararlar.
4-İşletmenin uğradığı olağanüstü zararlar, (yangın, deprem, sel basması gibi doğal yıkımlar sonucu uğranılan zararlar).
5-Uzun süreli borçların ödenmesi (Anonim şirketlerde hisse senedi verilmek suretiyle tahviller ödeniyorsa, bu işlem, işletme sermayesini etkilemez).
6-Sermayenin azaltılması (işletme sahibine veya ortaklara nakden ödeme yapılması halinde).
7-Çıkarılan tahvillerin ve benzeri finansal varlıkların (menkul değerlerin) itfası, ödenecek tazminatlar, duran varlıkların yenilenmesi için hususi fonların oluşturulması.
8-Yeni maddi duran varlıklar satın alınması veya mevcut duran varlıkların yenilenmesi.
9-Maddi olmayan duran varlıklar elde edilmesi.
10-İşletmenin, sermaye iştiraklerinde bulunması, bağlı finansal değerlere yatırım yapılması.
Yukarıda 1 ve 2’nci sırada yer alan şıklar (ödenecek kâr paylarının bilânçolar da kısa süreli borçlar arasında gösterilmiş olması koşuluyla) teşebbüsün net işletme sermayesi tutarını değiştirmez. Bu hallerde teşebbüsün brüt işletme sermayesi azalır; fakat teşebbüsün kısa vadeli borçlan da aynı tutarda azaldığından, net işletme sermayesi tutarı değişmez.
Bu iki halin dışında sayılan diğer bütün kullanılış yerleri, net işletme sermayesini de azaltır. Son üç halde ise teşebbüsün net işletme sermayesindeki azalışa karşılık duran değerlerinde aynı miktarda bir artış olmaktadır; başka bir deyişle, bu hallerde, dönen varlıklardan duran varlıklara bir dönüşüm söz konusudur.

01/01/2019

BRÜT İŞLETME SERMAYESİNİN KREDİ DEĞERLENDİRMEDEKİ ÖNEMİ!
Brüt işletme sermayesi, dönen varlıkların toplamını ifade eder. Brüt işletme sermayesi hesaplanırken şüpheli alacaklar karşılığı, stok değer düşüş karşılığı gibi dönen varlıkları düzeltici karşılıkların dikkate alınması, eğer bunlar bilançonun pasifinde gösterilmiş ise, dönen varlıkların brüt toplamından indirilmeleri gerekir.

Sermayedarlar, kredi kurumlan, işletmeye kredili satış yapan firmalar, net işletme sermayesi durumu ile ilgili oldukları halde, yöneticilerin, daha çok, brüt işletme sermayesine önem verdikleri söylenebilir. Yukarı da da açıklandığı gibi, kısa süreli yabancı kaynaklarla net işletme sermayesini artırmaya olanak olmamakla beraber, bir işletme kısa süreli borçlanma yolu ile faaliyeti için gerekli fonları sağlayabilir.

Örneğin, kredili olarak mal satın alabilir, malı sattıktan sonra hem borçlarını ödemek hem de normal bir kâr elde etmek olanağını bulabilir. Yöneticilerin, brüt işletme sermayesi ile daha fazla ilgili olduklarını gösteren başka bir etmen de, firmanın sabit sermaye yatırımı (duran varlıkları) ile brüt işletme sermayesi, arasındaki ilişkinin, firmanın kârlılığını etkilemesidir.

Eğer bu düzeyde üretime olanak verecek işletme sermayesi sağlanamazsa, işletmenin elde edeceği kâr azalacaktır. İşletme 400 birim üretim için gerekli olandan daha fazla işletme sermayesine sahip ise bu durumda da işletmenin kârlılık oranı düşecektir; çünkü aşırı brüt işletme sermayesi, kaynakların etkin bir şekilde kullanılmaması sonucudur. Görülüyor ki yöneticiler, bir işletmenin tam kapasite ile çalışabilmesi için gereken işletme sermayesinin sağlanmasına özen göstermek durumundadır

Address

Fatih
34000

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when FDK Danişmanlik posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Share