30/06/2025
BURSA’DA KONKORDATO SESSİZLİĞİ
Bugün bir mükellefim aradı beni. Bursa’nın büyük firmalarından biri, geçen hafta konkordato ilan etmiş. Mükellefimin bu firmadan hatırı sayılır bir ticari alacağı varmış. Ne yapabileceğini sordu. Cevap vermeden önce içimdeki meslekî refleksle merak ettim: Acaba 2025’in ilk beş ayında Bursa’da kaç firma konkordato talebinde bulundu?
Sonuç, ne yazık ki iç karartıcı.
İnsanı en çok ne yorar biliyor musunuz? Sessizlik. Özellikle de şehirlerin içine çöken o ağır, gri sessizlik. Fabrika bacalarının daha az tüttüğü, çeklerin döndüğü, işçilerin gözlerinde belirsizlikle harmanlanmış bir korkunun okunduğu sessizlik. Bursa’da uzun zamandır o sessizliğe kulak kesiliyorum. Ve şimdi fark ediyorum: Bu sessizlik aslında bir çığlık. “Dayanamıyoruz” diyen bir çığlık.
2025’in ilk yarısı daha tamamlanmadan, sadece ilk dört ayda Bursa’da 158 firma konkordato başvurusunda bulunmuş. Mayıs sonu itibarıyla yalnızca Bursa 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’ne 49 başvuru yapılmış. Bu rakamlar, sadece buzdağının görünen kısmı. Gerçek tablo, bilanço odalarında, bankalara kapanan kapılarda, üretime ara veren tezgâhlarda gizli.
Konkordato, bir işletmenin yardım çığlığıdır. “Batmak istemiyorum, ama elimden gelen bu kadar” demektir. Ve Bursa gibi üretimin, emeğin ve ihracatın kalbinin attığı bir şehirde bu kadar çok konkordato başvurusu varsa; sadece firmalar değil, bir ekonomi modeli de alarm veriyor demektir.
Neden buradayız?
Çünkü yıllardır aynı kısır döngünün içinde dönüp duruyoruz: Üretici değil, ithalatçı desteklendi. Reel sektör yerine, günü kurtaran finansal hamleler tercih edildi. KOBİ’ler görmezden gelindi. İş insanı krediye ulaşamadı, ulaştığında da ödeyemedi. İç pazar daraldı, dış pazarda rekabet gücümüz aşındı. Bugün konkordato ilan eden firmalar, dün vergi rekortmeni olabilirdi. Ama sistem onları tutamadı.
Bursa’nın sanayi damarları tıkanıyor. Ve bu sadece yerel bir kriz değil; Türkiye ekonomisinin genelinde yaşanan oksijen yetersizliğinin bir yansıması. Artık vakit, geçici çözümlerle oyalanma vakti değil. Üretimi teşvik eden, emeği yücelten, KOBİ’yi destekleyen yeni bir ekonomik paradigma şart.
Aksi halde, bugün konkordato isteyenler, yarın kepenk indirir. Ve şehirlerin üstüne çöken o sessizlik… Hepimizi içine çeker.
Unutmayalım: Şehirler yalnızca yolları, binalarıyla değil; tezgâh başındaki ustasıyla, sabah erkenden ışığı yanan atölyesiyle yaşar.
SMMM Mehmet Nuri ÇELİK