13/02/2026
Mahalle arasında bir emlakçıya girdim.
Kapının camında güneşten solmuş “SATILIK – KİRALIK” yazıları vardı.
“Bakalım evlere abi…” dedi.
Önce yokuş yukarı bir eve götürdü.
Giriş kat.
Tek odası karanlık.
Duvarlar nem kokuyor.
Kendi de evi anlatırken gözünü kaçırdı.
“Ben abeme bu evi veremem ya… Sen beğenmezsin. Başka yerlere bakalım.”
Bir iki ev daha gezdik.
Daha ferah. Daha düzgün.
Dönüşte arabada sordum:
“Bana bak… O ilk gösterdiğin boş ev senin evindi değil mi?”
Başını hafif eğdi.
Evet der gibi.
“Bunu herkese önce mi gösteriyorsun?”
Sustu.
“Bak,” dedim, “sen farkında değilsin ama bu yaptığın marka konumlandırma.
Önce kötüsünü gösteriyorsun.
Alıcının kafasında bir çıta oluşuyor.
Sonra istediğin fiyatı daha rahat kabul ettiriyorsun.”
Yüzüme baktı.
Tam anlamadı.
Ama içten içe doğru olduğunu biliyordu.
Ben başka bir emlakçıdan ev buldum..
Bir hafta sonra yolda karşılaştık.
“Abe bana çok ayıp ettin,” dedi.
“O kadar ev gösterdim sana…”
“Kısmet,” dedim.
Durdu.
Sonra gerçek soruyu sordu:
“Hani ben önce kendi evimi gösterdim ya… Ona mı kızdın?”
“Yok,” dedim.
“O zekiceydi.” Marka konumlandırma yaptın.
Şaşırdı.
“ Sen ev kiraladığin ya da sattığın müşteriye balık ısmarlıyorsun ya?” dedim.
“He abi, sosyal medyada da paylaşıyorum.” Hep aynı yerde ismarlarım.
“Karşı taraf yiyor.
Ama sen kendine yemek söylemiyorsun.
Masa tek taraflı.” Yutkunup bakiyorsun.
Baktı."Aç olmuyorum "dedi.
“Yemek ısmarlıyorsan kendine de ısmarlayacaksın.
Aynı masada oturacaksın.
Aynı lokmayı paylaşacaksın.
Satışta en güçlü şey eşitlik hissidir.
Karşı taraf “Benimle aynı gemide” dediği kişiden alır.
O an anladı.
Satış zekâ ister.
Ama güven simetri ister.
İnsanlar en pahalı evi değil,
aynı sofraya oturabildiği adamı seçer.
Ben o yüzden senden ev almadım, dedim.
Başını salladı.
“Tamam abe…” dedi.
O gün şunu düşündüm:
Zeki olmak başka şey,
güven vermek başka.
Bazen bir masa kaybettirir müşteriyi....