Gülgör Mali Müşavirlik ve Danışmanlık Hizmetleri

Gülgör Mali Müşavirlik ve Danışmanlık Hizmetleri Gülgör Mali Müşavirlik ve Danışmanlık Resmi Web Sayfası
Gulgor Financial Accountant and Consultancy Official Web Page Firma Kurucusu: F.

Tarık Gülgör
İrtibat: +90 282 652 19 90
GSM :+90 505 269 72 90

05/01/2021

Vergi ve Sigorta Borçları Yapılandırıldığında Önceki Yönetimin/Ortakların Borçlara İlişkin Sorumluluklarının Sona Erip Ermediği ve Sorumlulukların Mevcut Yönetime/Ortaklara Geçip Geçmediği – Yapılandırma Önceki Ortakların Borçlara İlişkin Sorumlulukları

İşletmelerin vergi ve sigorta borçlarını ödemelerini temin etmek için zaman zaman çıkarılan yasalarla borçların uzun vadede daha düşük faizle ödenmesine imkân tanınmaktadır. Bu defa yine bu amaçla hazırlanan “7256 Sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun” 17.11.2020 Tarih ve 31307 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

Şirket yönetimleri yapılandırma kararı verirken; ödemenin peşin ya da taksitle mi olacağı, taksit sayısı, borçlarla ilgili davalardan vazgeçilip geçilmeyeceği gibi bir çok noktayı dikkatle değerlendirmelidir. Bu noktalardan biri de önceki yönetimin/ortakların şirketin vergi ve sigorta borçlarına ilişkin sorumluluklarının, yapılandırmayı kabul ederek ödeyecek olan yeni yönetime/ortaklara geçip geçmeyeceği hususudur.
Şirket yönetimlerinin vergi ve sigorta borcundan sorumluluğu:
6183 sayılı Kanunun mükerrer 35 inci maddesi uyarınca şirketlerin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan vergi ve sigorta borçları şirket yöneticilerinden (anonim şirketlerde yönetim kurulu üyeleri, limited şirketlerde müdürlerden) tahsil edilebilmektedir. Şirket yöneticileri kendi dönemlerinde ödenmesi gereken borçlardan sorumludur.[1] Danıştay bu durumu şu şekilde ifade etmiştir: “… beyan üzerine tahakkuk eden uyuşmazlık konusu vergilerin ödenmesi gerektiği dönemde kanuni temsilci olmayan davacının, yeni kanuni temsilci tarafından yapılması zorunlu olan vergisel ödevlerin yerine getirilmemesinden dolayı ortaya çıkan vergi alacaklarından müteselsil sorumlu tutulamayacağı”.[2]

Yönetici olmayan şirket ortaklarının vergi ve sigorta borcundan sorumluluğu:

6183 sayılı Kanunun 35 inci maddesinin 1. fıkrası uyarınca limited şirket ortakları, şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu olurlar ve bu Kanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulurlar. Aynı maddenin 2. fıkrası uyarınca ortağın şirketteki sermaye payını devretmesi halinde, payı devreden ve devralan şahıslar devir öncesine ait amme alacaklarının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumlu tutulur. 6183 sayılı Yasa’nın 35. maddesinden doğan ve limited şirket ortaklarını, şirketten tahsiline olanak bulunmayan kamu alacaklarının ödenmesinden doğrudan doğruya ve payları oranında sorumlu tutan kural karşısında, tahsili gereken kamu alacağını yaratan vergilendirmenin ait olduğu dönemde şirketin paylarına sahip ortakların, bu dönemden sonra paylarını devretmiş olsalar da ortaklık sıfatının sürdüğü dönemlere ilişkin şirketin kamu borçlarından sorumluluklarının kalkması söz konusu edilemez.[3]
20.06.2019 Tarih ve 30807 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Esas No:2013/1, Karar No:2018/1 sayılı Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu Kararı ile limited şirket tüzel kişiliğinden tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan vergi borcunun şirket ortaklarından tahsili için öncelikle kanuni temsilcilerin takibinin gerekmediği hakkında karar verilmiştir.
Anonim şirket ortakları, sadece taahhüt etmiş oldukları sermaye payları ile ve şirkete karşı sorumludur.

Önceki Yapılandırma Kanunlarına İlişkin Emsal Yargı Kararı
Yukarıda belirtildiği üzere önceki şirket yönetimleri, şirketin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan ve kendi dönemlerinde ödenmeyen vergi ve sigorta borçlarından sorumludur. Yine limited şirket ortakları da ortaklık payını devretmeden önceki dönemlere ait şirket borçlarından sorumludur.

Şirket yönetiminin/ortaklarının değiştiği ve önceki yönetim/ortaklık döneminde ödenmesi gereken vergi borçlarının yeni yönetimce (7143 Sayılı Kanun kapsamında) yapılandırıldığı ancak yapılandırılan tutarların ödenmediği bir durumda, önceki ortağa gönderilen ödeme emirlerinin iptali istemi ile açılan davaya ilişkin Ankara 2. Vergi Mahkemesinin 07/03/2019 tarih ve E:2018/971, K:2019/233 sayılı kararında, “…bazı alacakların yeniden yapılandırılmasını düzenleyen yasalar kapsamında gerçekleştirilen başvurular sonucunda, yapılandırma öncesinde zamanaşımına uğramış borçlar hariç, borcun tutarı, vadesi, dönemi ve ödenmemesi halinde sorumlu tutulacak kişinin değiştiği, bir başka ifadeyle, borcun artık nitelik değiştirdiği, eski borcun sona erdiği, yeni bir borç doğduğu, eski borçlunun sorumluluğunun da ortadan kalktığı, yenilenen bu borcun ödenmemesi halinde ise önce asıl borçlu şirkete, şirketten tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması durumunda da, yapılandırma tarihinde ve yapılandırmayla oluşan yeni vade tarihlerinde asıl borçlu şirketin kanuni temsilcisi olanlara ve şirket ortaklarına yönelinmesi gerektiği…” ifade edilmiştir.

Bu kararın “yapılandırma başvurularının borcun sorumlusunu değiştirmeyeceği” gerekçesi ile kaldırılması için yapılan istinaf başvurusunda ise Ankara BİM’in, 3. VDD, E. 2019/374 K. 2020/397 T. 25.6.2020 tarihli kararında “…şirket borçlarının tahsili amacıyla davacı adına şirket ortağı sıfatıyla düzenlenen ödeme emirlerinin iptali istemiyle davacı tarafından 12.04.2018 tarihinde dava açıldıktan sonra şirket tarafından 7143 sayılı Kanuna göre vergi borçlarının yapılandırıldığı görüldüğünden, yapılandırma ile tutarı, vadesi ve niteliği değişen şirket borçlarının ödenmemesi halinde önce şirketten ödeme emri ile tahsili yoluna gidilmesi, tahsil edilemezse yapılandırma tarihindeki ortak ve kanuni temsilcilerin takibi gerektiğinden, dava konusu ödeme emirlerinde hukuka uygunluk bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle, Ankara 2. Vergi Mahkemesinin 07/03/2019 tarih ve E:2018/971, K:2019/233 sayılı kararının kaldırılmasını gerektiren bir neden bulunmadığından, istinaf isteminin belirtilen gerekçeyle reddine…” karar verilmiştir.[4]

Yukarıdaki emsal karara göre;

– (7143 sayılı Kanun kapsamında) Yapılandırılan vergi ve sigorta borçlarının tutarı, vadesi, dönemi ve niteliği değişmekte,
– Eski borç sona ermekte, yeni borç doğmakta
– Eski yönetimin/ortakların sorumluluğu ortadan kalkmakta,
– Yenilenen bu borcun ödenmemesi halinde önce asıl borçlu şirkete, şirketten tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması durumunda da, yapılandırma tarihinde ve yapılandırmayla oluşan yeni vade tarihlerinde asıl borçlu şirketin kanuni temsilcisi olanlara ve şirket ortaklarına yönelinmesi gerekmektedir.

Halihazırdaki Yapılandırma Kanunu (7256 Sayılı Kanun) açısından konunun değerlendirilmesi

Halihazırda başvuruları devam eden yapılandırmaya ilişkin 7256 Sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 3/8. maddesinde önceki yapılandırma yasalarından farklı olarak şu ifadelere yer verilmiştir: “Kanun kapsamında yapılandırıldığı hâlde bu Kanunda öngörülen süre ve şekilde ödenmeyen alacakların yapılandırma öncesi türü ve vadesi dikkate alınarak takip işlemleri ilgili mevzuat kapsamında yapılır ve bu Kanunun yayımı tarihinden önce başlamış olan takip işlemleri geçerliliğini koruyarak kaldığı yerden devam eder.”
Dolayısı ile 7256 Sayılı halihazırda başvuruları süren Yapılandırma Kanunu kapsamında yapılandırıldığı hâlde Kanunda öngörülen süre ve şekilde ödenmeyen vergi ve sigorta borçlarının, yapılandırma öncesi türü ve vadesi dikkate alınarak takip işlemleri ilgili mevzuat kapsamında yapılacağından, diğer bir deyişle borçların tutarı, vadesi, dönemi ve niteliği değişmediğinden ve Kanunun yayımı tarihinden önce başlamış olan takip işlemleri geçerliliğini koruyarak kaldığı yerden devam edeceğinden yukarıda belirtilen emsal yargı kararları 7256 Sayılı Kanun kapsamındaki yapılandırmalar için dikkate alınabilir değildir.

Nitekim Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin 7256 Sayılı Kanun Genel Tebliği (Seri No: 1) uyarınca alacağın ödenmesinden sorumlu olan diğer kişiler (213 ve 6183 sayılı Kanunlar ile diğer kanunlarda yer alan sorumluluk düzenlemeleri nedeniyle mirasçılar, kefiller, şirket ortakları ve kanuni temsilciler gibi amme borçlusu sayılan kişiler) hakkında yapılan takip işlemlerine Kanunun 3 üncü maddesinin sekizinci fıkrasına göre kaldığı yerden devam edilmesi gerekmektedir.
Sonuç olarak mevcut Yapılandırma Kanununa göre yapılandırılan vergi ve sigorta borçlarının ödenmemesi halinde eski yönetici ve ortakların borca ilişkin sorumluluklarının değişmeyeceği anlaşılmaktadır.

Emrah AYGÜL
Yeminli Mali Müşavir
Bağımsız Denetçi
[email protected]
www.alomaliye.com

05/01/2021

Kredi Kullanmak Suretiyle Emekli Olma İmkânı Getirildi

SGK ile Kamu Bankaları Arasında Kredi İş Birliği Protokolü İmzalandı

Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanı İsmail Yılmaz ‘’Her zaman olduğu gibi bu ve benzer düzenlemelerle vatandaşlarımızın yanındayız’’
Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) ile T.C. Ziraat Bankası, Türkiye Halk Bankası ve Türkiye Vakıflar Bankası arasında 7256 sayılı Yapılandırılma Kanunu kapsamında emekli olabilecek sigortalılara yönelik kredi iş birliği protokolü imzalandı.
Sosyal Güvenlik Kurumu Erdoğan Özen Konferans Salonunda gerçekleşen Toplantıya Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanı İsmail Yılmaz, Ziraat Bankası Genel Müdür Yardımcısı Alpaslan Çakar, Türkiye Halk Bankası Genel Müdür Yardımcısı Hasan Tuncay ve Türkiye Vakıflar Bankası Genel Müdür Yardımcısı Muhammed Lütfü Çelebi katıldı.
Protokol ile Sigortalılara, Kredi Kullanmak Suretiyle Emekli Olma İmkânı Getirildi
Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanı İsmail Yılmaz, ‘’Protokol ile yapılandırılan borcunu ödemesi halinde aylık bağlanabilecek sigortalılarımıza, herhangi bir ödeme güçlüğü çekmeden, banka kredisi ile emeklilik imkanı sunulacaktır.’’ dedi.
Başkan Yılmaz, ‘’Sigortalılarımız, yapılandırılan sigorta prim borçlarının peşin ödeme tarihinin son gününe yani 31 Mart’a kadar aylık 1,60 faiz oranı ve 36 ay vade ile kredi kullanabileceklerdir.’’ dedi.
Başkan Yılmaz; Sigortalıların, yapılandırılan sigorta prim borçlarının peşin ödeme tarihinin son gününe kadar bankadan aylık 1,60 faiz oranı ve 36 ay vade ile kredi kullanabileceklerini belirtti.
Yılmaz, bu imkândan yararlanmak isteyen sigortalıların, sigorta prim borçlarına ilişkin yapılandırma başvurularını öncelikle Sosyal Güvenlik İl/Merkez Müdürlüklerine yapmaları gerektiğini ve Sosyal Güvenlik İl/Merkez Müdürlükleri tarafından verilecek emekli olabileceklerine ilişkin yazısı ile birlikte Ziraat Bankası, Türkiye Halk Bankası ve Türkiye Vakıflar Bankası şubelerinden istedikleri bankaya müracaat edebileceklerini ifade etti.
Başkan Yılmaz, “Kredi iş birliği protokolü kapsamında, birikmiş prim borcunu ödemesi durumunda 4b’den yaşlılık aylığı bağlanabilecek sigortalılar, 4/ prim borcunu ödemesi durumunda 4/a’dan yaşlılık aylığı bağlanabilecek sigortalılar, Ek-5 ve Ek-6 kapsamında çalışanlardan birikmiş prim borcunu ödemesi durumunda yaşlılık aylığı bağlanabilecek sigortalılar, Askerlik ve doğum borçlanmasını yapması durumunda yaşlılık aylığı bağlanabilecek sigortalılar, Durdurulan hizmet sürelerinin ihya edilmesi durumunda yaşlılık aylığı bağlanabilecek sigortalılar bulunmaktadır’’ dedi.

www.alomaliye.com

02/10/2019

muayene katılım payı Belge Düzeni

Sayı: B.07.1.GİB.4.33.15.02-2010-720-11-8
Tarih: 23/06/2010

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

MERSİN VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

MÜKELLEF HİZMETLERİ VE USUL MÜDÜRLÜĞÜ


SayıB.07.1.GİB.4.33.15.02-2010-720-11-8

23/06/2010

Konu: muayene katılım payı Belge Düzeni

İlgi formda, Başkanlığımız ... Vergi Dairesi Müdürlüğünün ...... T.C. kimlik numaralı mükellefi olduğunuz, Eczacılar Odasının talimatı doğrultusunda eczanenizde hastalardan alınan muayene ücretleri (2 TL-3 TL) için fiş vermediğinizi belirterek, yaptığınız işlemin doğru olup olmadığı konusunda bilgi verilmesi istenilmektedir.

213 sayılı Vergi Usul Kanununun 3 üncü maddesinde, vergilendirmede vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyetinin esas olduğu, vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin yemin hariç her türlü delille ispatlanabileceği hükmü yer almaktadır.

Aynı Kanunun 227 nci maddesinde, bu kanunda aksine hüküm olmadıkça bu kanuna göre tutulan ve üçüncü şahıslarla olan münasebet ve muamelelere ait olan kayıtların tevsikinin mecburi olduğu hükme bağlanmıştır.

Anılan Kanunun 229 uncu maddesinde ise faturanın, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesika olduğu belirtilmiştir.

Ayrıca, Gelir İdaresi Başkanlığı'nca yayınlanan 6/02/2009 tarih ve VUK-40/2009-2/POS Belgesi -2, Katılım Payı -1 sayılı Vergi Usul Kanunu Sirküleri/40'da, Sosyal Güvenlik Kurumu adına muayene katılım payı tahsil edilmesine ilişkin açıklamalara yer verilmiştir.

Söz konusu Sirkülerin 4 üncü bölümünde; "Sosyal Güvenlik Kurumu adına muayene katılım payı tahsil edilmesi sırasında kişilere herhangi bir mal satışı veya hizmet yapılmadığından, bu uygulamaya yönelik olarak tahsilatı yapanlarca (eczane, özel sağlık kurumu, vb.) bir belge düzenlenmesine gerek bulunmamaktadır." denilmektedir.

Buna göre, hastalardan Sosyal Güvenlik Kurumu adına tahsil ettiğiniz muayene katılım payı için herhangi bir belge düzenlemenize gerek bulunmamaktadır.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

02/10/2019

Sahte Sigortalılık Hakkında Bilinmesi Gerekenler

Sahte Sigortalılık, bir kişinin Sosyal Güvenlik Kurumuna bildiriminin yapıldığı işyerinde fiilen çalışmaması demektir. Günümüzde bu duruma sıkça rastlanılmaktadır. Sosyal Güvenlik Kurumu da buna karşılık birtakım önlemler ve düzenlemeler yapmıştır. İşyerlerini belli sınıflandırmaya tabi tutmuş ve bunlara;

– Şüpheli İşyeri,
– Kontrollü İşyeri,
– Sahte İşyeri gibi kodlar vermiştir.

En önemlisi bu kodlama, sigortalının hizmet cetvelinde (Kuruma bildirimi yapılan işyerleri) görüldüğü takdirde emekli olunurken ciddi problemler yaşanmaktadır.

Sahte sigortalılık olgusunun üç tarafı mevcuttur, bir tarafında sigortalı, diğer tarafta işveren ve bir diğer tarafta ise devlet yer almaktadır. Sahte sigortalılık konusu sosyal sigorta mevzuatının karışık olmasından dolayı yanlış anlaşılmaya müsaittir. Normal olarak kişiler kendilerine anlatılanlara inanmak durumunda kalırlar. O yüzden net anlaşılması için temel cümle şudur; “siz bir işyerinde çalışmadığınız halde sigortalı olarak SGK’YA BİLDİRİLEMEZSİNİZ“, “ama primleri ödüyoruz bir sıkıntı olmaz.” demeyin.

Sosyal sigorta uygulamaları kişiyi çalışma hayatında korumak için tasarlanmıştır. Örneğin; rahatsızlanan ve 8 günlük iş göremezlik raporu alan bir kişi için sosyal devlet, kişinin gelirinde çalışılmayan günler nedeniyle oluşacak gelir kaybını telafi için rapor parası (Geçici İş Göremezlik Ödeneği) verir. Kişi çalışmadığı bir yerden sigortalı bildirildiği takdirde bu parayı haksız yere alır. Bu örneği çoğaltabiliriz, aynı durum emeklilik, sürekli iş göremezlik geliri, gelir/aylıklar için de geçerlidir. Tüm ödemeler, ödenekler, gelir ve aylıklar işyerinde çalışma üzerine devletin bizzat kendisi tarafından ödenen yani kasasından çıkan ödemelerdir.

Şu durum kişileri yanıltmamalıdır; sistemde hizmetlerin görülmesi o işyerinde fiili çalışıldığı manasına gelmez. Yani “hizmet dökümümde olan tüm işyerlerinde çalıştım.” denilmesi somut gerçekliği değiştirmemektedir ve tespiti halinde ağır yaptırımları mevcuttur.

Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından çalışmadığı halde sigortalı bildirildiği tespit edilen kişilerin öncelikle sağlık hizmetlerinden ne kadar faydalandığı tespit edilir. Söz konusu alacaklar 5510 Sayılı Kanun’un 96. maddesine göre 10 yıllık zamanaşımı hususu da dikkate alınarak yersiz ödeme kapsamında faiziyle birlikte kişiden istenir. Emekli olan kişiler için ise geriye dönük emekli maaşları faiziyle geri istenir ve emekli maaşları kesilir. Emekli maaşı kesilen kişinin iptal edilen sigorta prim gün sayısı kadar toplam prim gün sayısı düşer. Bu sefer maaşı kesilen kişi silinen prim gün sayısını Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği de yapılan son değişiklik ile geri kazanabilir veya tekrar çalışma hayatına girerek eksik günleri tamamlayabilir.
Bir diğer yanlış ise kişilerin bu durumu İsteğe bağlı sigorta gibi düşünmeleridir. İsteğe bağlı sigorta 5510 Sayılı Kanun’un 51. ve 52. maddelerinde düzenlenmiş olup beyan edilen tutarın %32 si kadarının SGK banka hesaplarına yatırılmasıdır. Genellikle kişiler, çalışmadığı bir işyerinden SGK’na bildirimlerinin yapılması durumunu isteğe bağlı sigorta gibi düşünerek primleri de aracı olan üçüncü şahıslara vermektedirler. SGK, memurları veya üçüncü tekil şahıslar vasıtasıyla prim alacaklarını tahsil yoluna gidemez ve böyle bir ödeme yöntemi bulunmamaktadır. İsteğe bağlı sigorta, SGK’ya verilen başvuru formu ile başlar ve talebiniz halinde sonlanır. Bu düşünce ile SGK harici elden ödediğiniz primlerin Kurum nezdinde hiçbir geçerliliği olmamakla birlikte çalışmadığınız işyerlerinden yapılan hizmetleriniz silinecek, yersiz ödeme kapsamında yararlandığınız sağlık hizmet bedelleri, emekli maaşlar vb. istenecek ve üçüncü tekil şahıslara ödediğiniz paralar ise boşa gidecektir.
Bir diğer durum ise işverenlerin talimatı dışında SGK’ya yapılan bildirimlerdir. Son yapılandırma döneminde işverenlerden çok sayıda sahte sigortalılık konusunda dilekçe ve başvuru SGK’ya yapılmıştır. Nedeni ise; işverenin yapılandırma için SGK’ya gittiğinde borcunun tahmin ettiğinden fazla çıkması ve sahibi olduğu işyerinden haberi olmadan SGK’ya tanımadığı kişilerin bildirilmesidir. İşveren tarafından verilen bu dilekçelere istinaden SGK tarafından hemen inceleme başlatılmaktadır. Burada en önemli husus, işverenin bu durumu fark etmeden prim ödemesine devam etmesidir. İşveren, sahte sigortalılık kendisinden habersiz yapıldıysa, farkında olmadan prim ödemesinde bulunduğu takdirde bu primler Kuruma irat kaydedilir ve bu primleri geri alamaz. Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinde belirtilen hükümler gereği Cumhuriyet Savcılığına hakkında suç duyurusunda bulunulur. Eğer ki primleri ödemediyse bu sefer SGK’ya bildirildiği halde çalışmayan kişilerin hizmetlerinin iptali sonrasında prim borçlarında (tahakkuk eden primler için) azalma meydana gelecektir.

Çalışılmayan bir işyerinden sigortalı gösterilmenin (Sahte Sigortalılığın) suç olduğunu, Sosyal Güvenlik Kurumunu zarara uğrattığını ve ileride telafisi mümkün olmayan geri ödemeler ile muhatap olunabileceğinin bilinmesi gerekmektedir. İşverenlerin dikkat etmesi gereken en önemli husus aylık bordro ve hesap pusulaların düzenlenmesi, prim ödeme imkanı bulunmasa dahi ileride bir sürpriz ile karşılaşılmaması için işyerinden SGK’ya yapılan bildirimlerin kontrol edilmesidir. Eğer ki kendi talimatı dışında bir bildirim söz konusu ise hemen SGK’ya bir dilekçe vererek e-bildirge şifresini askıya aldırması, daha sonrasında ise yeni bir muhasebeci bularak Kuruma başvurması ve yeni bir şifre alması gereklidir.

Kaynak
– 5510 sayılı kanun
– Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği
Fatih ÇOŞKUN
Sosyal Güvenlik Denetmeni
[email protected]
www.alomaliye.com

02/10/2019

Değersiz-Şüpheli Hale Gelen Alacaklara İsabet Eden KDV’nin İndirimi

I-Giriş
Piyasada alıcı ve satıcı rolünde birbirlerine mal ve hizmet tedarik eden firmaların, söz konusu mal ve hizmet temini sonrası alacağın tahsilinin imkansız hale gelmesi veyahut şüpheli hale gelmesi sonrası 213 Sayılı Vergi Usul Kanunun 322. ve 323. maddelerinde satıcı tarafından ne yapılması gerektiğine dair hükümler yer almaktadır.

213 Sayılı Vergi Usul Kanunun 323. Maddesine istinaden tahsili şüpheli hale gelen alacaklara yönelik alacağa isabet eden Katma Değer Vergisine de karşılık ayrılabileceğine dair 334 Sıra No’lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği’nde açıklamalara yer verilmiş olmasına rağmen, yurt içi mal ve hizmet ifalarına ilişkin değersiz hale gelen alacağa yönelik, satıcı tarafından fatura ve benzeri vesikalarda gösterilen Katma Değer Vergisine ne yapılacağına dair açık bir hüküm vergi mevzuatında bulunmamaktaydı.
7104 sayılı Kanunun 8 inci maddesiyle 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 29 uncu maddesine dördüncü fıkra ve yine 7104 sayılı Kanunun 9 inci maddesiyle de 30’uncu maddesine “e” bendi eklenmiştir. Bu değişikliği Katma Değer Vergisi Uygulama Genel Tebliğinde değişiklik yapan 23 Seri No’lu Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğin yayınlanması takip etmiştir. Söz konusu mevzuat değişikliği ile birlikte, mükelleflerin değersiz hale gelen alacaklara ve bunun doğal sonucu olarak borçlara ait Katma Değer Vergisine nasıl bir işlem tesis etmeleri gerektiğine dair açıklamalara gidilmiş, öteden beri yaşanan bu indirim mi yoksa gider mi problemine açıklık getirilmiştir.

II-Satıcı Açısından Değersiz Hale Gelen Alacağa İsabet Eden KDV İndirimi
213 Sayılı Vergi Usul Kanunun 322. Maddesine göre Değersiz Alacak “Kazai bir hükme veya kanaat verici bir vesikaya göre tahsiline artık imkan kalmayan alacaklar” olarak tanımlanmıştır. Yani satıcı firma tarafından, tahsiline küçük bile olsa ihtimal kalmayan ve bu imkansızlığı kazai bir hüküm yani alacağın temin edilmesinin olanaksız olduğunu belirten mahkeme kararıyla kanıtlaması veyahut bu imkansızlığı kanaat verici vesika ile ispat etmesi gerekmektedir. Ayrıca söz konusu alacak mükellefin ticari iş ve işletmesi ile ilgili olmak ve ticari ve zirai kazancın elde edilmesi ve devam ettirilmesi ile ilgili olmak zorundadır. Bunun dışında örneğin Hatır Senedi veya Kefaletten doğan alacaklar değersiz alacak sayılmayacaktır.

Yukarıda belirtilen şartları sağlayan değersiz alacakların, bu mahiyete girdikleri tarihte alacaklı firma açısından tasarruf değerini kaybedeceği ve mukayyet kıymetleriyle yani muhasebe kayıtlarında gösterilen hesap değeri ile zarara geçirilerek yok edileceği aynı maddede hüküm altına alınmıştır.

Yine 213 Sayılı Vergi Usul Kanunun 323. Maddesine göre de Tahsili Şüpheli Hale Gelen Alacakların: ticari ve zirai kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili olmak şartıyla; dava veya icra safhasında bulunan veya yapılan protestoya veya yazı ile bir defadan fazla istenilmesine rağmen borçlu tarafından ödenmemiş bulunan dava ve icra takibine değmeyecek derecede küçük alacaklar olarak tanımlanmış, maddenin devamında ise şüpheli alacaklar için değerleme gününün tasarruf değerine göre pasifte karşılık ayrılabileceği belirtilerek mükelleflere seçimlik hak tanınmıştır.
Ancak 7104 sayılı Kanunun değişikliği öncesi mükelleflerin değersiz hale gelen alacaklara isabet eden ve satıcı tarafından fatura ve benzeri vesikalarda gösterilip beyan edilen Katma Değer Vergisine yönelik ne yapılacağına dair hüküm bulunmamaktaydı. Tahsili şüpheli hale gelen alacaklara isabet eden Katma Değer Vergisine ilişkin 334 Sıra No’lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği’nde Katma değer vergisinin, ekonomik faaliyetlerin doğal bir sonucu olarak ortaya çıkan ve işletmenin alışları sırasında ödediği, işletme alacaklarının bir unsurunu teşkil eden ve doğrudan doğruya mal (veya hizmet) tesliminden (veya ifasından) kaynaklanan bir alacak olduğu, bu itibarla, katma değer vergisinden kaynaklanan alacak için şüpheli alacak karşılığı ayrılabilmesinin; 213 Sayılı Vergi Usul Kanunun 323. Maddesi hükmünde yer alan şartların mevcut olması, alacağın ilgili dönemin kayıtlarına girmesi ve katma değer vergisi beyannamelerinde beyan edilmesi halinde mümkün olacağı belirtilerek, KDV tutarlarına alacakla beraber karşılık ayrılmak suretiyle gelir ve kurumlar vergisi kazancının tespitinde gider yazılabileceği belirtilmiştir. Bu durum değersiz alacaklara isabet eden KDV için de kıyasen uygulanıyor ve söz konusu KDV tutarları değersiz hale gelen alacakla birlikte gider yazılarak kapatılıyordu.

Ancak 7104 sayılı Kanunun 8 inci maddesiyle 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunun 29 uncu maddesine dördüncü fıkra eklenmiştir. Söz konusu fırka ile “Vergi Usul Kanununun 322 nci maddesine göre değersiz hale gelen alacaklara ilişkin hesaplanan ve beyan edilen katma değer vergisi, alacağın zarar yazıldığı vergilendirme döneminde indirim konusu yapılabilir”hükmü getirilmiştir. Yani Vergi Usul Kanununun 322 nci maddesinde yer alan şartları sağlayan ve 01/01/2019 tarihinden itibaren, 213 sayılı Kanunun 322 nci maddesine göre değersiz hale gelen alacaklara ilişkin hesaplanan ve beyan edilen KDV’nin indirim konusu yapılması mümkün hale getirilmiştir. Mal ve Hizmet satışı sonrası alacağı ortaya çıkan ve daha sonra bu alacağı kazai bir hüküm veya kanaat verici bir vesikaya dayanarak değersiz hale gelen mükellefler KDV hariç alacak tutarını alacağın değersiz hale geldiği dönemde mukayyet değeri ile zarara geçirerek yok edecek; alacağa isabet eden KDV tutarını ise alacağın zarar yazıldığı tarihi kapsayan vergilendirme döneminde 1 No.lu KDV Beyannamesinin “İndirimler” kulakçığında “İndirimler” tablosunda 111 kod numaralı “Değersiz Hale Gelen Alacaklara İlişkin İndirilecek KDV” satırı aracılığıyla indirim konusu yapacak ve değersiz hale gelen alacağa ilişkin borçlu mükellef bilgilerini içeren beyanname eki formu doldurması gerekecektir.

Bununla birlikte Katma Değer Vergisi Kanunun 29 uncu maddesine dördüncü fıkrasına eklenen parantez içi hükümle daha önce alacağı şüpheli hale gelen ve bu alacağa isabet eden KDV’ne karşılık ayıran mükelleflerin söz konusu KDV’ni indirim konusu yapabilmesi için gelir veya kurumlar vergisi matrahının tespitinde gelir olarak dikkate alması gerekmektedir. Yani şüpheli hale gelen alacağa ve KDV’ne yönelik, şüpheli durumun ortaya çıktığı dönemde karşılık ayıran satıcı mükellef, bu KDV’ne isabet eden tutar kadar gelir hesabını çalıştıracak, borçlu hesap olarak ta indirim hesaplarını kullanarak düzeltme yapması gerekecektir.

Muhammed Kutub BAĞIRGAN
Vergi Müfettişi
[email protected]
www.alomaliye.com

02/10/2019

Çalışma Mevzuatı Açısından İşyeri Devri ve Sonuçları –

I.GİRİŞ
Çalışma hayatının genel işleyişi içerisinde işyeri devrine ilişkin eksik bilgilerden kaynaklı uygulamalar işverenleri sıklıkla idare ile karşı karşıya getirmekte; bu durum ihtilaflı bir alan yaratmaktadır. İşyerinin devri kavramının çalışma mevzuatı açısından ne ifade ettiğinin, uygulamada bu durumun ne gibi sonuçlar doğurduğunun bilinmesi, bu ihtilaflı alanın giderilmesinde önemli rol oynayacaktır. Bu sayede hem işçi hem de işveren nezdinde oluşabilecek hak kayıplarının önüne geçmek mümkündür. Buna istinaden bu çalışmamızda işyeri devri kavramının çalışma mevzuatı açısından uygulanma biçimini ve bu kavramın doğurduğu sonuçların neler olduğunu irdeleyeceğiz.

II.İŞLETME ve İŞYERİ KAVRAMLARI
İşyeri kavramı 5510 sayılı yasanın 11. Maddesinde “İşyeri, sigortalı sayılanların maddî olan ve olmayan unsurlar ile birlikte işlerini yaptıkları yerlerdir.” şeklinde tanımlanmış olup, benzer bir tanım da 4857 sayılı İş Kanunun 2. Maddesinde “İşveren tarafından mal veya hizmet üretmek amacıyla maddî olan ve olmayan unsurlar ile işçinin birlikte örgütlendiği birime işyeri denir.” haliyle yapılmıştır. Çalışma hayatının amentüsü sayılacak nitelikte olan her iki kanun da işyerini tanımlarken merkeze işçi/sigortalı kavramlarını almaktadır. Dolayısıyla işyeri sahipleri veya işverenler işyerleri üzerinde herhangi bir tasarrufta bulunmak istemeleri halinde işçilerinin durumlarını da dikkate almak zorundadırlar. İlgili mevzuat hükümlerince de sınırları çizilen kurallara riayet etmekle yükümlüdürler. Tüm bunların yanında 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ise işyeri kavramından ziyade ticari işletmeyi esas alan bir anlayışa sahiptir. Öyle ki, ticari işletme esası işyeri kavramını da içine alabilecek nitelikte üst bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. İşletme daha çok ekonomik hedefleri dikkate alan ve bunun için ticari faaliyet yürüten organizasyon olarak tanımlanabilir ve bu hedeflerin gerçeklemesi için bünyesinde birden fazla işyerini barındırabilir.

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu 11/3. Maddesinde bulunan“Ticari işletme, içerdiği malvarlığı unsurlarının devri için zorunlu tasarruf işlemlerinin ayrı ayrı yapılmasına gerek olmaksızın bir bütün hâlinde devredilebilir ve diğer hukuki işlemlere konu olabilir. Aksi öngörülmemişse, devir sözleşmesinin duran malvarlığını, işletme değerini, kiracılık hakkını, ticaret unvanı ile diğer fikrî mülkiyet haklarını ve sürekli olarak işletmeye özgülenen malvarlığı unsurlarını içerdiği kabul olunur. Bu devir sözleşmesiyle ticari işletmeyi bir bütün hâlinde konu alan diğer sözleşmeler yazılı olarak yapılır, ticaret siciline tescil ve ilan edilir.” hüküm ile ticari işletmenin devrinin mümkün olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Bu noktada ticari işletmenin devrinin mümkün olduğu durumlarda işyeri devrinin de mümkün olacağı açıktır. Ancak uygulamada ticari işletme devri olmaksızın sosyal güvenlik mevzuatı açısından işyeri devri sayılabilecek durumların olduğu da gözden kaçırılmamalıdır.

III.ÇALIŞMA MEVZUATINA GÖRE İŞYERİ DEVRİ
Ticaret kanunumuzda işletme devrinin usulü ve geçerlilik şartları açıkça düzenlenmesine karşın çalışma mevzuatında işyeri devrinin usulüne ilişkin açık bir hüküm bulunmamaktadır. Çalışma mevzuatı daha çok işyeri devrinin sonuçlarıyla ilgilenmiştir. Mülga 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunun 82. Maddesinde “Sigortalıların çalıştırıldığı işyeri devredilir veya intikal ederse, eski işverenin kuruma olan sigorta primi ile gecikme zammı ve faiz borçlarından aynı zamanda yeni işveren de müteselsilsen sorumludur. Bu hükme aykırı sözleşmeler muteber değildir.” Hükmü yer almakta olup; aynı hüküm 5510 sayılı kanunun 89. Maddesinde “Sigortalının çalıştırıldığı işyeri aktif veya pasifi ile birlikte devralınır veya intikal ederse ya da başka bir işyerine katılır veya birleşirse eski işverenin Kuruma olan prim ile gecikme cezası, gecikme zammı ve diğer ferilerinden oluşan borçlarından, aynı zamanda yeni işveren de müştereken ve müteselsilsen sorumludur. Bu hükme aykırı sözleşme hükümleri Kuruma karşı geçersizdir. Bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye Kurum yetkilidir.” şekliyle korunmuştur. 4857 sayılı kanunun 6. Maddesinde ise “İşyeri veya işyerinin bir bölümü hukukî bir işleme dayalı olarak başka birine devredildiğinde, devir tarihinde işyerinde veya bir bölümünde mevcut olan iş sözleşmeleri bütün hak ve borçları ile birlikte devralana geçer. Devralan işveren, işçinin hizmet süresinin esas alındığı haklarda, işçinin devreden işveren yanında işe başladığı tarihe göre işlem yapmakla yükümlüdür. Yukarıdaki hükümlere göre devir halinde, devirden önce doğmuş olan ve devir tarihinde ödenmesi gereken borçlardan devreden ve devralan işveren birlikte sorumludurlar. Ancak bu yükümlülüklerden devreden işverenin sorumluluğu devir tarihinden itibaren iki yıl ile sınırlıdır. Tüzel kişiliğin birleşme veya katılma ya da türünün değişmesiyle sona erme halinde birlikte sorumluluk hükümleri uygulanmaz. Devreden veya devralan işveren iş sözleşmesini sırf işyerinin veya işyerinin bir bölümünün devrinden dolayı feshedemez ve devir işçi yönünden fesih için haklı sebep oluşturmaz. Devreden veya devralan işverenin ekonomik ve teknolojik sebeplerin yahut iş organizasyonu değişikliğinin gerekli kıldığı fesih hakları veya işçi ve işverenlerin haklı sebeplerden derhal fesih hakları saklıdır. Yukarıdaki hükümler, iflas dolayısıyla malvarlığının tasfiyesi sonucu işyerinin veya bir bölümünün başkasına devri halinde uygulanmaz.” Denilmektedir. Görüldüğü üzere ticaret kanunumuz işletme devrinin ticaret siciline tescil edilmesini kanuni bir zorunluluk olarak sayarken çalışma mevzuatında hangi durumların devir sayılacağına ilişkin açık bir hüküm bulunmamaktadır. Bu konudaki belirsizlik Sosyal Güvenlik Kurumunun uygulamalarıyla giderilmektedir.
Öyle ki, çalışma mevzuatı açısından bir işyerinin devrinden söz edebilmek için öncelikle işyerinin faaliyetinin başkasına geçmesi, devir işleminin işyerinin tüm aktif ve pasifi ile birlikte aynı zamanda demirbaş, tesisat gibi işyerinde yürütülen faaliyetin devamını sağlayacak nitelikteki ekipmanların da yeni işverene geçmesi, işyerindeki faaliyet türünde köklü değişikliklerin olmaması ve işyerinde çalışan sigortalıların ara vermeden yeni işverenin faaliyetinde çalışmaya devam etmesi gerekir.

İşyerinde faaliyetin bulunmadığı, herhangi bir sigortalı çalışmayan bir işyerinin bina, makine ve tesisatının başka birine satılması ve bu satın alma işlemini yapan yeni işveren önceki işverenle aynı faaliyeti yürütse dahi bu durumda ortada herhangi bir sigortalı bulunmadığından söz konusu işlem çalışma mevzuatı açısından işyeri devri olarak nitelendirilemez.

İşyerinde birden fazla sigortalı bulunup, işyerini tüm demirbaşlarıyla birlikte devralan ve önceki işverenle aynı faaliyeti ara vermeden devam eden ancak önceki işyerinden sadece bir sigortalının hizmet akdini tanıyan diğer sigortalıların iş akitlerini fesheden işveren açısından yaptığı işlem işyeri devri kapsamındadır. Burada dikkat edilmesi gereken nokta işyerindeki tüm çalışanların işlerine devam etmesine gerek yoktur. Sadece bir sigortalının hizmet akdi tanınsa dahi işyerinde devirden söz edilebilir.
İşyerinde yürütülen faaliyete ek olarak başkaca bir faaliyetin yürütülmesi diğer şartların varlığı halinde işyeri devri sayılmaya engel değildir. Örneğin beyaz eşya satışı yapılan bir işyerini tüm çalışan ve ekipmanlarıyla devralan ve faaliyete ara vermeden devam eden yeni işveren aynı işyerinin bir bölümünde konfeksiyon işi yapmaya da başlasa önceki işyerinin esas faaliyetini sürdürdüğünden ortada işyeri devri olduğu açıktır.

İşyerinde yürütülen faaliyeti değiştirmeden işyerinin bütün ekipman ve çalışanlarıyla devralan işveren işyerinde faaliyete başlamadan önce üç gün faaliyete ara verdiğinde önceki işyeri çalışanlarının hizmet akitlerini tanıdığına dair açık kabulü bulunmadıkça işyeri devrinden söz edemeyiz.
İşyeri devri noktasında diğer şartları sağlayan ancak işyerinin tüm ekipmanlarını almayan işveren açısından devirden söz edebilmek için aldığı ekipmanların işyerinde ana faaliyetin devamını sağlayacak nitelikte olması gerekmektedir. Örneğin berber işyerinin devrinden söz edebilmek için faaliyetin devamına yönelik olarak müşteri koltukları, tıraş takımları, aynalar vs. gibi ana ekipmanların yeni işverene geçmesi gerekmekte, ana faaliyetle ilgisi olmayan keyfe keder ekipmanların (çaydanlık, radyo, tv vs. ) devri şart değildir.
Görüldüğü üzere çalışma mevzuatı açısından işyeri devrinden söz edebilmek için tüm şartların aynı anda gerçekleşmesi gerekmektedir. Yukarıda bahsettiğimiz hususların birinin eksik olması durumunda çalışma mevzuatı açısından işyeri devrinden bahsedemeyiz.

İşyeri devrinin gerçeklemesi için herhangi bir şekil şartı mevcut değildir. Örneğin bu devir işlemi mülkiyet değişikliğine yol açan satış sözleşmesi veya bağış yoluyla yapılabileceği gibi, zilyetliğin değişimi sayılan kira sözleşmesi yoluyla da yapılabilir. Hatta çoğu zaman işyeri devri için herhangi bir sözleşme bulunmadığı gibi söz konusu devir işlemi yapılan denetimler sonucu tespit edilmektedir.

IV.İŞYERİ DEVRİNİN SONUÇLARI VE İŞVEREN YÜKÜMLÜLÜKLERİ
İşyeri devrinin en önemli sonucu işyerinde çalışmaya devam eden çalışanların önceki işveren yanında geçen hizmet sürelerinin tanınmasıdır. Bu şekilde hizmet süreleri tanınan işçilerin mali ve sosyal haklarının hesabında önceki işveren yanında geçen süreleri de dikkate alınmaktadır. Aynı zamanda devreden işveren bu hakların işçilere sağlanıp sağlanmadığı hususunda yeni işveren ile birlikte iki yıl birlikte sorumludur.
Bir diğer önemli hususu ise işyeri devri durumunda sosyal güvenlik kurumu nezdinde eski işverenin devir tarihi itibariyle doğan borçlarının yeni işverene geçmesi, ancak eski işverenin de bu borçlardan dolayı iki yıl sorumlu olması durumudur. İşyeri devrinde SGK’da işyerinin işlem gördüğü işyeri sicil numarası değişmemekte, işyerini devir alan işveren tarafından devrin gerçekleştiği tarihi takip eden on gün içinde devir bildirgesi verilmesi gerekmektedir. Bu yükümlülüğü yerine getirmeyen işverenler hakkında idari para cezası uygulanmaktadır.

İşyeri devrinin işverene yüklediği bir diğer yükümlülük de işyerine ait belgelerin saklanması zorunluluğudur. Bilindiği üzere 5510 sayılı yasaya göre işverenler ve işyeri sahipleri işyeri defter, kayıt ve belgelerini ilgili olduğu yılı takip eden yılbaşından başlamak üzere on yıl süreyle saklamak ve Kurumun denetim ve kontrol ile görevlendirilen memurlarınca istenilmesi halinde on beş gün içinde ibraz etmek zorundadır. Burada önemli olan husus işyerine ait yasal defter ve kayıt ve belgeleri hangi işverenin saklayacağı yönündedir. Kanunun işverenlere yüklediği saklama zorunluluğu, işveren faaliyetine son verse de devam etmektedir. İşyerinin devri de bir faaliyete son verme hali olduğu için işyerine ait devirden önceki sürelere ait yasal kayıt defter ve belgeleri saklama yükümlülüğü devreden işverene aittir. Ancak devir alan işveren devir durumunda çalışmaya devam eden işçilerin iş akitlerini tanıdığı ve mali sorumluluk altına girdiği için devir tarihinden önce işçilere ait personel özlük dosyalarını bulundurmak ve istenildiğinde kurumlara ibraz etmek zorundadır.

V.SONUÇ
Çalışma mevzuatı açısından işyeri devri herhangi bir şekil şartına bağlı olmaksızın ortaya koyulan uygulamalarla şekil almaktadır. Bir işveren aşağıdaki tüm durumları aynı anda gerçekleştirdiği takdirde çalışma mevzuatı kapsamında işyerini devir almış sayılmaktadır.
• İşyerinin tüm aktif ve pasifi ve ekipman, demirbaş gibi unsurlarla devralınması
• İşyerinde yürütülen ana faaliyetin devamı
• İşyerinde çalışan en az bir sigortalının hizmet akdinin sona ermeden çalışmaya devam etmesi
• İşyerinde yürütülen faaliyete hiç ara verilmemesi
Bu kapsamda bir işyerini devir alan işveren işyerinde çalışmaya devam eden işçilerin mali ve sosyal haklarından ve işyerinin devirden önce SGK’da nezdinde doğmuş alacaklarından devreden işveren ile birlikte sorumludur. Ayrıca devir alan işverenin bildirge verme yükümlülüğü ve işyerine ait belgeleri saklama zorunluluğu üzerinde durulması gereken noktalardır.

Semih BİTİRMİŞ
Sosyal Güvenlik Denetmeni
[email protected]
www.alomaliye.com

Address

Kılıçoğlu Danış Towers
Çorlu
59850

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Gülgör Mali Müşavirlik ve Danışmanlık Hizmetleri posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Business

Send a message to Gülgör Mali Müşavirlik ve Danışmanlık Hizmetleri:

Share